bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

körler gezegeni ***




nerede olduğumuzu bilmiyoruz ve dünya tehlikelide olsa güzelliği ile büyüleyici...
leke gibi bir görüşü olan ve kaybolmuş bir adam için bile,burada şu an,sadece ayakta durmak
ve yaşayan bir sirk gibi havayı içine çekmek;
mutluluk gözyaşları bunlar için...
bir istasyon görevlisi beni trenime götürmeyi öneriyor...
onun dirseğini hafifçe tutuyorum,
Corky yanımızda bizi izliyor ve binanın altındaki tünellere iniyoruz...
bir yabancıya güvenmeye karar verdim...
körler gezegenine hoşgeldiniz...sf:1

körlerin dünyasıyla ilk tanışmam yıllar önce bir kör kedi yardımıyla olmuştu...
evet farklı bi dünya olduğuna inanırdım...
o kediyle tanışana kadar...
sırları olan gizemli bir dünyaydı varsaydığım karanlık...
tanıştıktan sonra ise...
sessiz ve rengarenk karanlıklardan örülü diye düşündüm...
kedi...
bir yakınımızın bahçesine bırakılmıştı ...
yavruydu ve doğuştan kör değildi ...
veterinerin söylediğine göre
insan eliyle kasıtlı olarak kör edilmişti...
veterinerin ; olayın şekli ve nasıl yapıldığıyla ilgili fikirleri olsa da
bunları hatırlamak beni üzdüğüne göre
yazmamda sizi üzer...



Iowa üniversitesine kabul ediliyorum...
bir hafta sonra ilk kör danışmanım olan Barry tarafından ziyaret ediliyorum..
o,kendine çok güvenli ve nazik biri...
katlanan beyaz bir baston taşıyor...
bazen bastonu kaldırım kenarları veya merdivenleri bulmak için kullanıyor...
diğer zamanlarda menteşeli bir ölçme çubuğu gibi düzgünce katlıyor ve cebine koyuyor...
hiç onun gibi birisini görmemiştim...
o,biraz çaba ile okuyabileceğimi düşünen bayan Edinger'den sonraki hayatımdaki ikinci melek...sf:84

ama...
kısmen olumlu tarafı...
evdeki 3 kedisi,eşi ,2 çocuğuyla sakin yaşamakta olan bu yakınım...
1 sn. tereddüt etmeden
''bu yavrucağı almaz şimdi kimse evine ...sokakta ise hiç şansı yok o halde ben alayım
bakalım nasıl becericez bu işi ''
demesiydi...
birbirlerinin yerine oturmak için türlü atraksiyon yapan evin kıdemli 3 kedisi
bu ufaklığı önce yok saydılar...
ki kedi besleyenler bilir...
eve yeni gelen bir ufaklığın kıdemli kediler tarafından yok sayılması bile ...
kıdemliler tarafından gösterilen bir lutuf ve az zaman sonraki barış ortamıdır...
ilerleyen günlerde oyunlarına almadılar ama kolluyorlardı...


öğretmenlik yaptığım yedi güzel yıldan sonra üniversitenin kesintileri nedeniyle işsizim...
alacakaranlıkta uyanığım,titriyorum ve korkuyorum...
beni kim işe alır?
kör bir şairi kim işe alır?
şöyle bir ilan gözümün önüne getiriyorum:
''resmi ziyafetler için kör şair aranıyor...
belleğinden kültürel değerleri içeren öyküler anlatırken,yiyip içip keyfine bakan konukların
gözlerinden yaş getirmeli
ayrıca yaylı çalgılar ve şarap tadımı konusunda bilgisi olmalı'' sf:119




uzun süre görmedim...
aradan 7-8 ay geçtikten sonra gördüğümde...

ufaklık kocaman bir kedi olmuş ve artık tüm oyunların içindeydi...
eve dışardan gelen bir insan ancak söylenirse farkederdi körlüğünü...

kütüphanenin üstüne çıkar oturur odaya giren çıkanı ...
görmeyen gözleri ...
ama
duymanın yanısıra gören kulakları ve bıyıklarıyla takip eder...
koşarak yemeğine gider...
koşarak kütüphanenin tepesine çıkar
evin her bölümünü her mesafeyi başarıyla,hızla katederdi eşref...



bugün yerleri elektrikli süpürge ile temizlemeyi göstermek için bir sosyal yardım uzmanı gelecek...
sosyal yardım uzmanı yakın olan hiçbiryerde ben ise uzaktakindeyim...
o konuşup elektrikli süpürgeyi tutan elimi iteklerken...
ben kafamın içinde muhteşem yeşim bir fil yontuyorum...
benim çaresiz olduğumu düşünüyor çünkü yerlerim kirli...
kendi başıma alışveriş yapabilmemin mucizevi olduğunu düşünüyor...
marketteki ürünlere tümüyle şansa boyun eğerek uzanıyorum...
bunu ona söylemiyorum''baş ediyorum''diyorum...
aniden beni süpermarkete götürüp bana nasıl alışveriş edeceğimi göstereceğinden korkuyorum...
doğru , aç bir deniz ayısı gibi alışveriş ediyorum...
market koridorlarında rastgele dolaşırken sepette birşeyler beliriveriyor...
her günüm başarmış gibi yapmakla geçti...
sosyal yardım uzmanı ocağın üzerine bir damla yapıştırıcı damlatmış bana onu gösteriyor...
''bu senin ızgara ayarın''
ona içgüdülerimle nasıl yemek pişirdiğimi söyleme cesaretini gösteremiyorum...sf:120


korkmayın kör bir kediye köpeğe sahip olmaktan...
evinizi açmaktan...
gözünüzün önüne gelen görüntüyü tahmin edebiliyorum...
yemek tabağına giderken kapıya sehpaya çarpan...
kum kabını bulamayan...
yanınıza gelirken 3-5 yere çarpmadan gelemeyen...
ve
dolayısıyla içinizi kanırtan bir görüntü di mi...


işte o sadece olumsuz kurgunuz...
gerçekse bambaşka...
bu ufaklık evin diğer kedileriyle kaçıp kovalamaca oynarken ortadaki sehpanın üzerinden
hiçbirşeye dokunup düşürmeden pike uçuşa geçer...
başarıylada yere konardı...
dedim ya...
sokakta şansları yok ...
ama evde kısa zamanda siz bile unutursunuz görmediklerini...
dikkat edilecek tek konu ...
evdeki eşyaların yeri değişmeyecek...
hee ille değiştirecek veya yeni bir obje/eşya ilave edecekseniz...
edin...
ama önce bu görmeyeni alın kucağınıza ...
ilk olarak yakındaki daha önceden bildiği eşyaya götürüp dokunmasını sağlayın...
sonra yeni gelen eşyaya...
bir kaç kere yapın ve bırakın yere...
etrafında dolaşıp koklasın ...
tanısın ve mesafeyi ayarlasın kısa sürede çözülür konu....




Mike ve ben bir çalışma yürüyüşüne çıktık...
yola indiğimizde bir araba trafik lambasında durmadan delice önümüzden geçti...
Mike beni geri çekti...
soğuk havada durmuş kendimize gelmeye çalışıyoruz...
bastonun trafikte uygarlaştırıcı etkisi olduğunu düşünmüştüm...
açıkçası benim orkestra şefi çubuğum herkesin dikkatini çekmiyor...
çünkü dünyadaki sürücüler bir orkestradaki müzisyenler değil...
dışarda tehlike var...
bastondan daha güçlü bir şeye gereksinimim var...
bana gözler gerek...
artık dolaptan dışarı çıktım,herkes kör olduğumu gördü ve baston elinden geleni yaptı...sf:130




sonraki yıllarda ...
bu sefer insan kısmısından bir kör'le kesişti yolum...
sürekli gidip gelinen yerler ve mekanlardaki insanlar ya da gruplar aşinadır birbirine...
karşılıklı sohbet olmasa da...
bazen bir kuru selamdan öte gitmese de...
aşinadır...
işte böylesi bir uğrak yerimize 5 kişilik bir grup gelip gitmeye başladı...
her akşam saksı gibi aynı yere takılırsan biliyorsun tabi kimler yeni gelmiş...
kim işini büyütmüş
kim batmış...
kim boşanmış...
kim kimle nerede ne yapmış diye...


yeni gelen grup...
yaş ortalamaları biraz büyük...
sakin ağır insanlar olarak tanımlanabilirdi...


içlerinden biri görmüyor gibiydi...
sonra görür gibi...
sonra yine görmez gibi...
çok da anlaşılır bir hali yoktu...

 
yıllar önce Iowada bisikletimden vazgeçmiştim...
yürümekten vazgeçmeyi reddediyorum...
rehber okulu askeri kamp gibiyse bile varsın öyle olsun...
okula gitmek eğitimden geçmek ve bir rehber köpek almak istiyorum...
onunla heryere gitmek uzun seyahatlere çıkmak istiyorum...
metropolitan operasına bile...
operanın hayvanlara bir tür eziyet olup olmadığını düşünüp gülüyoruz...sf:131

bir gece...
bir araba dolusu sersem...
aynadan gördükleri arkalarda boşalan bir park yerini kaçırmamak için...
hızla geri vitesle giderken yine buraların müdavimi bir köpek karşıdan karşıya geçiyordu...
anlık bir olay ...
oturduğum koltuk yakındı köpeğe...
hızla onu alıp geldiği tarafa birlikte geçtik...
hee öyle film sahnesi gibi...
de
işte yaşamak seyretmeye benzemiyor pek...
insan hiçde öyle filmlerdeki gibi
''oh çok şükür köpek kurtuldu bende yaralanmadım ölmedim bla bla bla''
filan olmuyor...
tam tersine yaralamak üzre olana ve hali hazırda bu potansiyeli taşıyana bileniyor...
ya da
bu bana özel bir problem bende öyle oluyor...
geri vitesde park yeri aradıklarından dolayı pek gidecek yerleri yoktu...
dolayısıyla...

'ohaaa öküz şürekası harran ovası kadar yerde dönemiyorsun...
ayna da kullanamıyorsun...
anladıkda
kıçında gözün mü var sandın'


zarif serzenişimi...
aynı zerafetle dinlemek zorunda kaldılar...

sonra...
elbette yine rutine döndük...
ne de olsa ...
hızlandırılmış zaman...
köpek bu 5 kişilik yeni grubun himayesine girmişti bile bu kısa arada...
hemen sahip çıkmışlar yemek ısmarlayıp su ikram etmişler...
korkusunu geçirmek için hayli çabaladık birlikte...

bir süre sonra ''rehber gözler''okulundan bir temsilci beni ziyarete geliyor...
ikimiz yürüyüşe çıkıyoruz...
''köpeğe tüm kalbinle güvenmen ve ona nereye gideceğinle ilgili bilgiyi verdikten sonra...
kararları onun vermesine izin vermen gerekiyor''diyor...
okulun zorluklarını anlatıyor...
temsilcinin meydan okuması beni dayanıklı olmaya itiyor...sf:134


kim derdi ki bizlerde...
kedi ve köpek aracılığıyla tanışan onyüzbinmilyon insandan birileri olacağız...
ve evet üzerinde kararsız kaldığımız ...
o zamanın o adamı ...
şimdiki ve geniş zamanın...
ve çok uzun yılların dostu...
kördü...
hayata benden daha önce başlamış ve deneyim ve donanım olarak yol katetmişti...
karşılıklı sohbet ,algılayış ve benzerlikler iki grup arası diyalogu başlattıysa da...
ben suskundum...

okuldayım...
Philadelphia'dan Mary:
''bir asansördesinizdir...

kapı herhangi bir katta açılır ve o katta gören kişi içeri girmez''
diyor...sf:140

bu dünyaya dair tek deneyimim bir kedi sayesinde olmuştu...
bilgi eksikliği fikride ,yorumuda, davranışıda kısıtlar...
cüretkâr cahiller hariç ...
ya da varsa gönül gözünü sokarsın devreye...
de...
işte o dönem akıl başın biraz üstünde keşifte...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

bir yanım yardım etmek ,ihtimamla davranmak isterken...
bir yanım bunun yanlışlığını söylüyordu...
sonra...
bir yanımla görmediğini unutmak ve sıradan davranmayı düşünüyordum...
bu seferde...
unutmanın ve sıradanlığın hoyratlığına düşmekten çekiniyordum...


ne söyleyeceksin...
''arkadaşlar ya denizin rengi süper'' bile diyecekken...
demez olmuştum...
nasıl diyeyim dalga geçmek gibi bir şey...
baksa da göremeyecek o rengi...



rehber gözlerde İsrailden askerler de var ve bilim insanı,öğretmen,oto tamircisi,marangoz...
ve
şeker hastalığı ve glokom,erken doğum retinopatisi,kataraktlar,savaş yaraları...
biz demokratik bir topluluğuz...
birimiz zengin bazılarımız çok fakir
biri anonim alkoliklere katılıyor
biri köpeklerden korkuyor ama bunu yenecek
biri bira erbabı...
oda arkadaşım Hank en zor koşullarda hayatta kalma konusunda incelenmeye değer bir vaka...
gözlerini bir kazada yitirmiş kafasının bir kısmında saçmalar var hala...
Hank yeni kör olmuş ,gözleri elle boyanmış ve plastikten yapılmış...
North Carolina'da zorla gönderildiği körler okulunda gözlerinin birini nasıl yere düşürdüğünü
anlattığında
hemen ona ısınıyorum...
yerdeki bir gözü el yordamıyla arayışını betimlemesi katıksız bir şiir...
bende ona geceleyin uyanıp başucundaki suyu içen
ve sabah olduğunda kız arkadaşının kontak lenslerini
yuttuğunu farkeden T.J. den bahsediyorum...
yeni bir dünya
bazılarımız hala oynamayı biliyor...sf:141
rehber gözlerde işlemsel tümce şuydu:
''bir rehber köpekte bulunan bir miktar inatçılık iyi bir şeydir''


ki bana kalırsa aklı başında her köpekte olması gerekir bir parça inatçılığın...
körlemesine itaat tehlikeye açık olma halidir...
sadece ev park ve sahil üçgeninde gezenler için neyse de...
uzun yürüyüşler uzun yollar seyahat ormanlık alanlardada yanınızdaysa evet biraz inatçı olmalı
o size güvenip hiç bilmediği alanlara sizle giriyorsa...
sizde onun o alandaki bir adım sonrası için algısına ve içgüdüsüne güveneceksiniz..sn.
ilk farkettiğim...
tanımlamada...
görme özürlü tanımlamasını hakaret olarak değerlendirdiği...
görme engelli tanımlaması;tanımlayanı hafife aldığı ...dalgasını geçtiği...
görme duyusu olmayan/çalışmayan/yitirmiş; kabul ettiği...
kör;tercih ettiği...
idi...

arkadaşım David benim köpeklere çok uygun bir bütünlüğüm olduğunu söylüyor...
ama herkes iyimser bir tepki vermiyor...
''kör''sözcüğü hala annemi rahatsız ediyor...
zaten onun farklı bir tepki vermesini beklememin verimsiz olduğunu öğrendim sf:132


şaşırmayın...
görme engelli/özürlü tanımlamasını bir kör yerleştirmedi terminolojiye...
hakaret zannettiğini ıslah etme çabasındaki eksik işgüzarlarla...
kelimeyi/tanımlamayı/ismi hakaret olarak kullananların eseri...

ve sonunda Corky...

Corky'nin tasmasına asılıyorum ve ilk kez birlikte odamıza yürüyoruz...
bu kesinlikle bir kör randevu...sf:146

daha önce kör bir tanıdığım /arkadaşım olup olmadığını sordu...
eşref aklıma geldi ...
'evet biri vardı' dedim...


zaman geçti üzerinden...
bir gün sohbet sırasında...
sordu...
__hani senin bir kör arkadaşın vardı o napıyor şimdi...
__evde...
__çıkmıyor mu dışarı...
__ı ıh
__olur mu öyle şey getir bir gün ya da beni götürde tanışalım...
__tamam seni götüreyim ama onu çıkarmayayım evden...
__niye bir işi mesleği filan yok mu...

__ehh yani şimdilik yok mesleği...
__niye...
__öyle işte yakın zamanda olacak gibide durmuyor...
bu tayfanın görenide görmeyenide henüz bakarak kasaplık öğrenemiyor...

dışardayız
karmaşık ve gürültülü bir inşaat alanının içinden yürüyoruz Corky tamamen odaklanmış...
denetim onda...
havalı matkaptan korkmuyor...
asansörlerde Marlene Dietrich gibi duruyor ,tamamen serinkanlı,halkı selamlıyor...
rehber gözler okuluna döndüğümüzde ünlü ''reçelli çörek''testini başarıyla geçiyor...
eğitim merkezinin çevresine yerleştirilmiş çörek ve salamlı pizza dilimlerini önemsemeden
beni onların arasından geçiriyor...
sonra bir japon bahçesinden dikkatlice geçiriyor...sf:149

sustu
düşündü...
çok sürmedi ...
''bakmakla olsaydı herşey ...kediler kasap olurdu''
sözünü hatırlaması...
bariton sesiyle kocaman kahkahaları etrafta çınladı...


__Allah iyiliğini versin yahû o arkadaşın kedi mi yani...
__hı hıı
__iyi ki sormuşum...
bak görmek görmemek bakmak üzerine bir espri bile geldi sonunda senden...
__sonunda derken?

__farkındayım göremediğim aklında takılı...
unutma
ben senin ilk sesini duydum ...
sor ...
espri yap...
dalga geç...
senin o köpeği çektiğin gün söylediklerine uzun zaman güldüm...
hatta senin sözüde ezberime aldım...
bazı sohbet sever insanlar ilk tanışmada soruveriyorlar...
''ahhh ahh nasıl kaybettiniz gözlerinizi '' diye...
artık...
yok diyorum kaybetmedim...
bir arkadaşım yaratılırken bedenimde başka bir yere saklanarak takılmış
olabileceğinin çağrışımını kafama soktuğu  günden beri gözlerimi hala arıyorum...
anlamıyorlar birşey Sedencim ama olsun ben çok eğleniyorum...
''kasma'' diyordu yani


sokaklarda gezinirken...
bir zamanlar kör bir insan tanımış olan veya kör bir aile üyesi bulunanlar için

mıknatıs etkisi yaratıyoruz...sf:154

ekstra birşeyler düşünmeye yapmaya çalışmaktan vazgeçtiğimde...
yani kendime geri döndüğümde...
taşlar çarçabuk yerine oturdu...

arabanın altından çekilerek kurtarılması onun için bir milad olduğundan...
benim zarif serzenişimde kedi-köpek vesilesiyle tanışanlar -kaynaşanlar
kervanına bizleride katarak milad oluşturduğundan...
köpeğin adını...
oy birliğiyle ''milad'' koyduk...
sonra...
sondaki ''d'' harfi dilimize battı...
bu sefer oy çokluğuyla düşürdük d'yi adı ''mila'' oldu...
o gece ve ondan sonraki geceler yürüyerek gitmişsek...
peşimizden eve kadar gelme istekleri...
arabalarla gidildiyse ...
dönüşte araba kapılarından ilk hangisi açıldıysa koşarak onun
içine girip oturması...
mila yıda gruba dahil etti...
sokaklardan emekli olma zamanının geldiğini anladık...
1 hafta sonra milayı alıp annelerinin sapancadaki çiftliğine götürürlerken...
burdan oyuncak kemikler,toplar ve içinde yatabileceği kocaman bir sepetle uğurladık Milayı...
hüzün vardı tabi ama aslolan onun iyi olmasıydı...

bazen Corky nin insan eklentisi olmak ne garip...
insanlar sık sık bizim ilerlememizi engelleyip sanki ben yokmuşum gibi onunla konuşuyor
ve bir sürü bebekçe konuşmadan sonra ortadan kayboluyorlar...
başkalarının dikkatini çekiyoruz çünkü totem gibiyiz...sf:155

aradan 4-5 ay geçtiğinde milayı görmek istedim...
epey kalabalık gittik ziyarete...
eğer mila beni tanımasa...
ve sırtındaki el kadar iki tane koyu kahverengi leke olmasa...
benim onu tanıyacağım yoktu...
koyu sarı açık kahve arası bir renkti giderken...
meğer krem -sarı arasıymış rengi...
kafasındaki vucudundaki tüylerin bir kısmı yoluk yoluktu...
onlar yeniden çıkmış...
hatta sanki tüyleri bile sıklaşıp gürleşmiş...
o sıska hayvan gitmiş yerine müthiş atletik vücutlu bir köpek gelmişti...


işin sırrı...
ağırlıklı olarak...
gördüğü ilgide...
bütün gün kelebek kovalamasında...
geceleride evin mutfağındaki yatağında yatmasında...
niye mutfak diye merak ettim...
anne;
__bilmiyorum evladım yatağını evin neresine koyarsam koyayım
bakıyorum ağzına alıp çekiştirerek mutfaktaki pencerenin altına götürüp orda uyuyor...


devam etti...
hiç problem olmadığını...
çünkü...
eğitime gerek kalmadan...
asla verilmeyen yiyeceğe dokunmadığını ...
diğer 3 köpekle ise hiçbir uyum sorunu yaşamadığını söyledi ...

körler gezegeninde kimse iyileştirilmek zorunda değil..
körlük müziğin bir başka biçimi...
bartok'un kafasındaki solo klarnet gibi...sf:128

***körler gezegeni: Stephen Kuusisto''nun son derece başarılı anı/romanı...
şenocak yayınlarından çıkmış...
14 tl piyasa fiyatı...
yazar kendi hayatından yola çıkarak yaşadığı zorlukları zaman zaman mizahi bir dille anlatmış...
kitabın geneline hakim olan ise şiirsel ironi ...
başından sonuna akıcı ,ilginç ve ayrıntılı bir anlatımı var...
son güzel bağlanmış...
yinede ben 128. sayfadaki yazarın cümlesini tercih ettim burdaki son için...

sn:yolları yerleri , bayram sonrasındaki 2. etapda bitince eski adrestekileri düzenledikten sonra peşisıra yazmayı düşünüyorum...
ve tabi sadece düşünce olarak kalmamasınıda düşünüyorum:)

17 Responses to “körler gezegeni ***”

Adsız dedi ki...

güzel insansız diyecekler olacaktır sedenim..

ama güzel ayrık otumsun benim..
onu belirteyim dedim..

sen de boşverinbeni ile karagözünü okusana ferhanın..
çok keyifli..

bir yalnız insan ve kumrular söz konusu =9..

atalet..

Adsız dedi ki...

"insansız" ne yahu..
"insansın" olacak o.. =/

atalet

Sedencik dedi ki...

ATALET.....kumru sevgisi meşhur Ferhanın onları anlattı demek...
okurum yakında...
körler gezegeninide müthiş tavsiye ediyorum...
bana yansıyan varsa kitabın güzelliğidir:)
sevgiyle...

ezgilimelodi dedi ki...

Babası kör olan sarı saçlı öğrencim Leyla'mın sözü:
Göz,görmeden de sevebilirmiş öğretmenim.
Ve yaptığı esprisi:
Hayat en azından yokluğu göstermiyor babama,annemle ben açık açık görüyoruz...

Sedencik dedi ki...

EZGİLİMELODİ.....küçücük yaşında ulaştığı bilgeliğin yanısıra...
bunu farkeden etkilenen
ve çok ilgili bir öğretmeninin olması...
Leyla'nın yokluğundaki varlık ve şans...
sevgiyle...

Hamiyet dedi ki...

Özlemişim seni ve satırlarını ohh be çok şükür kavuşturana...
Tavsiye için ve bu harika satırlar için teşekkürler.
Sevgiler canımcım.

Sedencik dedi ki...

HAMİYET.....bende seni özlemişim canımcım hoşgeldin:)
ben teşekkür ederim...
sevgiyle...

hasret senfonileri dedi ki...

"allahım ne güzel bir renk yaratmışsın!" diyen yanımdaki bankta oturan bir kadının uzandığı güle baktığımda, ilk defa siyah gül denen çok çok koyu mor kırmızı karışımı gerçekten siyaha benzeyen gülü gördüm.. "A-aa gerçekten" diye bağırıp eğilip kokladım ve kadına döndüğümde kör olduğunu gördüm.. "A--AA..aa!" diye tekrar bağırınca "sonra da beni yaratmış işte" dedi gülerek!.. Ankara körler okulunda müdür muavini ve müzik öğretmeni idi Feride.. Yıllarca süren bir dostluğu gözleri olan ama göremeyen birinin geç frene basışı bitiriverdi sevgili Seden..
Nerelere götürdün beni bilsen. Nefis bir yazı ve anlatımdı..

Sedencik dedi ki...

HASRETSENFONİLERİ.....ne kadar anlamlı...
ve derin iz bırakan bir tanışma şekli...
her ölüm her veda herzaman erkendir...
ama böylesi...
çok daha fazla acı veriyor...
haklısınız ne tanışma şekli...
ne de...
kaybediş şekli unutulur gibi değil...
rahmet diliyorum Feride öğretmene...
sevgiyle...

Nightmarer dedi ki...

yesilin üstüne mavi minik yazilari görünce.. dayanilmaz bas agrisiyla dedim ki..

sedincik degistirdin mi olamazz!

neyseki diger yazilari okuyabildim..

ama bas agrim gecince yine gelicemm.. cok özlemisim cünküü senii

Hamiyet dedi ki...

Canım Kadir gecesinin sana ve sevdiklerine tüm güzellikleri, iyilikleri getirmesi dileğiyle...
Sevgiler canımcım...

Sedencik dedi ki...

NIGHTMARER.....koyu yeşil ve lacivertin dayanılmaz uyumsuzluğu...
şimdi baktımda hakikaten haklısın...
hiç farketmemişim...
halbuki bazı renk geçişlerinin uyumsuzluğu gözü yorar ve ağrıyı tetikler...
inşallah bu renkleri gördüğünde başlamamıştır ağrı diye düşünüyorum...
geçmiştir umarım çabucak...
bana bir iyilik yap ...
alıntılarda kullandğım lacivert için gözünü rahatsız etmeyecek bir renk öner...
mesela beyazda var bu yazıda o nasıl?
dolayısıyla başağrısı çeken ve renk uyumsuzluğundan etkilenen bir çok insana da yardım etmiş olursun bu mubarek kadir gecesi...
bende seni çok özledim...
sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

HAMİYET.....amin canımcım...
inşallah hepimiz için hayırlısı ve en iyisi olsun...
ve tüm duaların kabul olsun:)
sevgiyle...

Nightmarer dedi ki...

yok geceden baslamisti benim agrim yazidan dolayi degildi inan..

beyaz.. dünde demistim zaten keske hepsi beyaz olsa diye icimden :)cok rahat okunuyor..

bende cikmadan diyorum ki.. bakarken görmeyenlerden korusun bizi Rabbim..

sevgiler sana :) güzel insana ek olarak da..

dostsun sen dost diyorum :)

Sedencik dedi ki...

NIGHTMARER.....geceden kalan ağrıya tuz biber oldum yani...
tamam bundan sonra alıntılar beyaz:)
bakıpda görmemek ise insanın en karanlıkta olduğu hali...
elbeete Allah korusun bundan...
uzaklara dostlukla :)
sevgiyle...

Hamiyet dedi ki...

Canımcım, sevdiklerinle birlikte mutlu bir bayram geçirmen dileğiyle. Hayırlı bayramlar...

Sedencik dedi ki...

HAMİYET.....sanada hayırlı bayramlar canımcım...
sağlıkla mutlulukla ve tüm sevdiklerinle beraber...
sevgiyle...