bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...


nice mutlu yıllar




yılbaşı yaklaştığında hatırladıklarımdan biri...
ev süslenir...

sofra kurulur ...sofra süslenir...
ağaç...ışık...
derken...
ışıl ışıldır her yer...
sonra tüm ışıklar söner...
babam işten döner...
sofraya mumlar, kandiller getirilir ve elbette evin diğer bölümlerinede koyulur...
biz mum ışıkları arasında bütün aile bir arada...
yemeklerimizi yerdik...
çok ama çok güzel bir ortam olurdu...
sofra da ...gecede uzun sürerdi...
bazen uyurdum masanın başında sandalyenin koluna yaslanıp...
saat 12 olurken uyandırır yeni yılımı kutlar sonra yatırırlardı...
yılbaşı demek ...
bütün ışıkların kapatılıp...
duvarlara vuran gölgeler...sofradaki mumlar eşliğinde ...
yenilen yemekler ve her günkünden alabildiğine farklı ...
eğlenceli bir ortam demekti...
herkesin evinde ailesinde farklı kutlanıyor ya da kutlanmıyor...
bizim ailenin geleneği,ritüelide buydu işte...
çoook uzun yıllar böyle kutladık...

sonra...
bir yılbaşı akşamı sofra kuruldu...
babam işten geldi...
anakraliçe ışıkları söndürmedi...
masaya oturduk...

__anneee biz eskiden ne güzel karanlıkta mum ışığında kutlardık yılbaşını...
şimdi niye yapmıyoruz...
__biz mi evladım...
__evet hatırlamıyor musun...sofraya mumlar koyardın...babam işten geldiğinde...
bahçe kapısına kandille çıkıp karşılardık... anneanne sende mi hatırlamadın...
__evladım genel kesinti vardı...elektrikleri kesiyorlardı mecburen mum yakıyorduk...
o kadar özenip ışıklar yapıyorduk elektrik olsa niye yakmayalım...
__yaaa

o 'yaaa'nın ardında dağ gibi duran ...
sizin şu an sayemde yaşadığınız hayal kırıklığının kimbilir kaç katıydı...

__üstelik uzun yıllarda neyin nesi kızım..topu topu geçtiğimiz iki yılbaşı
üst üste kesildi elektrikler hepsi o...
sen karanlıktan korktuğun için eğlenceli hale getirmeye çalışıyorduk...

meğer sadece iki yılbaşıymış...

eh çocukken 1 ay ...1 yıl gibi gelir...
büyüyüncede 1 yıl...1 ay gibi...
dolayısıyla zamanda ve zamanla yaşlanmıyoruz...
büyüdükçe...
zamanda ivme ...dolayısıyla hız kazanıyoruz...
yani ...
yaş yok ...hız var...

bu da yılbaşı hediyesi olsun hepimize elma şekeri niyetine...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

annem hala aklına geldikçe sorar...

__çocuk aklınla nerden çıkardın evladım sen ışıkları bizim söndürdüğümüzü...

ne bileyim nerden çıkardım...
millet yılbaşı çamının batı özentisi olduğunu...
batıdan arakladığımızı nerden çıkardıysa ...
bende ordan çıkarmışımdır...
bak değilmiş işte...
çam süslemek...
eski türk adeti imiş ve iznik konsulü tarafından...
üstelik bu uygulamanın önüne geçilemediği için...
hristiyan alemine kazandırılmış...
zaten akçam çoğunlukla orta asyada bulunurmuş...
tamam işte kültürel mirasmış kısacası uzatmayalım...
zaten çok tanıdık değil mi...
çıkın anadoluya her köyde ya da pınar başında süslenmiş bir ağaç bulursunuz...
süsleyelim diye yapmıyorlar tabi...
yılbaşı çamındada çul çaput yerine süsler püsler toplar var hepsi o...
canınız isterse çul çaputla değiştirirsiniz...
takılmayın...keyfinize bakın...

şimdi çıkıp birileri dese ki ...
''ben yeni yıla 10 dakika kala ışığı kapatıp 19 dakika geçince açıyorum''
öbürü ...
''gece 12 olduğunda avuç avuç şekerleri havaya sokağa atıyorum''
dese...
böyle bir gelenek,uygulama var mı...
aslına bakarsanız bildiğim kadarıyla yok...
ama olmaması içinde hiçbir neden yok...
biraz mantık tabanı oluşturun...
siz yapın ...olsun...
nasıl çıktı zannediyorsunuz onca gelenek...
tabiki korkuyuda atlamamak lazım...
kimbilir yüzde kaçı korku nedeniyle oluştu...

mesela...
karanlık tenha sokaklarda ,mekanlarda ...
ıslık çalma ve şarkı söyleme ritüelini ...
başarıyla gerçekleştiren ...
birbirimizi tanımasakta çoook büyük bir gruba dahilim...
bilin bakalım niye...

evde gireriz biz hep beraber yeni yıla...
yılın çoğu günü dışardaysak bile yılbaşı akşamı evde oluruz...
al işte bir gelenek...
üstelik...
gerek mantıklı...gerek mantıksız...
gerek ayakları yere basan...gerekse uçuk kaçık onlarca nedenimizde var...

güzel bir yıl olsun...
iyilik olsun...
sağlık olsun...
güzellik olsun...
neşe olsun...
hak ve hakkaniyet olsun...
nankörlük ve iyilik kisvesine bürünmüş kötülük devrini tamamlasın...
algımız açılsın...
empatimiz artsın...
herkesin işi,aşı,sıcak bir yuvası olsun...
aklı başında...dirayetli,donanımlı yönetenlerimiz olsun...
renk,ırk,dil,din,etnisite ve mezhebimize göre savrulmayalım...
savurmasınlar...
insanın insan kimliği öne çıksın...
çıksın ki bize emanet hayvanlar biraz huzur bulsun...
rahatta huzurda olalım...
sevgiyle...
sağlıkla,mutlulukla ve tüm sevdiklerinizle beraber yeni yılınız kutlu olsun...









ferişşş...









yine gitti ...
uzun sürecek bir arazi varmış...yolda uzunmuş...
2 gün kalınacakmış...
çançançan telefonda konuşmalarından anladım...
biraz üfledi püfledi ama...
galiba ilginçde geldi...
sırt çantasına doldurdu bişeyler...
geldi gitti öptü kokladı korsiyle beni...
koşa koşa gidip boylu boyunca kapının önüne yattım...
kapıyı açamasında gidemesin diye...
üzüldü ,kucağına aldı mıncıkladı ...
bu seferde ulumaya başladım...
korsiyi çağırıyorum yardıma gelsinde kapıyı tutalım gidemesin diye...


yok ...
mubarek kedi değil ,kış uykusuna yatmış ayı sanki...
geçmiş sepetinin içine yalanıyor sakin sakin..
yırtıyorum kendimi ...
yahu koşsana ,gelsene...bak gidiyor...
ı ıh tınmıyor bile...
kulağımı öptü,çekti gitti...
eee nolcak şimdi ...
kim bakacak bize...
ya çiş kumumuz kirlenirse...kim temizliyecek...
gece kime şımarıcam ben...
yatakta kimin tepesine çıkıp uyuycam....
dağıtmam mı şimdi bu evi...heryeri birbirine katmam mı...
yok dağıtmamalıyım çünkü o zaman kendimde sıkılırım...
biz kediler düzenli ve huzurlu evleri severiz ...
hoşlanmayız öyle kargaşadan...
tozdan dumandan...
öff kala kala ekselansa kaldık şimdi...
acaip canım sıkılıyor...
adam yemek yiycek...çay içicek...sonra kumandayı alıp zaplıycak...
sonrada uyuyacak...
sedencik öyle yapmıyor...
tarıyor bizi,ben sevmem taranmayı ama korsi seviyor....
kanape altlarına kaçırdığımız farelerimizi bulup veriyor...
oynuyor bizle...
telefonda konuşurken bile burnuna girip ahizeye mırlamama izin veriyor...
kitabını koltuğunun altına alıp mutfağa su almaya gittiğinde ...
ben hemen anlarımki uyku vakti gelmiş...
koşa koşa ondan önce giderim yatağa...
patiler yorganı kaldırırım,girip içeri onun yerine yatarım...
korsi kibarcıkdır...
gidip ayak ucunda yorganın üstünde yatar...rahatsız etmek istemez...
enayiliğine doymasın...
hiçde bile rahatsız olmuyor...oluyorsa da bişi demiyor ki...
yanıma yatıp kitabını okuyor benim gıdımı okşuyor...
o gıdımı okşarken uyuyakalıyorum zaten...

korside bende sıkıldık...
ekselans bizle oynamıyor...
yorgunmuş...
salondaki saksıda duran çiçek muamelesi yapıyo bize...
sedenciğin çalışma masasında açılması biz kedişler içinde...
insanlar içinde ...
biraz zor bir bölüm var...
orda kalem ,elektrik bandı ve badem zulası var sedenciğin...
bu üç benzemezi niye saklar insan...ne alaka demeyin bende bilmiyorum...
oysa elektrik bandı ve rafyayla oynamak çok keyiflidir...
ama rafya...ah o rafya...
işte o ...
bazı bebek kediler için biraz tehlikeli...
biz küçükken sedencik hiç ortada bırakmazdı...

bir seferinde mutfakta unutulmuş...
korside bulmuş...
biz o zaman 3-4 aylıkız ...
evdede kimse yok...
korsi yemeye başladı ...
o kadar ...
''yeme'' dedim...
dinlemedi...
sedencik eve geldiğinde korsi son 10 cm.inide yutmaya uğraşıyordu...
bir gördü bunu...
neyseki paniklemedi...
sessizce yaklaştı...
aynı anda hem korsinin ağzındaki rafyanın azıcık kalmış ucunu tuttu...
hemde buna enseden yapışıp ayaklarını yerden kesti...
milim milim dışarı çekmeye başladı rafyayı...
sonra korsiyi yavaş yavaş yere yüzüstü koyup eliyle sabitledi...
yine milim milim sabırla çekti dışarı...
ahaha bu arada korsinin acaip midesi bulandı ...
biyk biyk sesleri çıkardı hep...
yuh yani kendi boyu bir karış yok...
nerdeyse...
30 cm.e yakın rafya çıktı bundan...
1 sene sonra baktı ki biz artık herşeyi öğrenmişiz akıllanmışız...
rafyalarıda kullanıma açtı...artık oynuyoruz...

işte...
ekselans o zulayı patlattı...
3 tane kalem yürüttü...
sanki evde başka kalem yokmuş gibi...
nihohoho elbette açık bıraktı...
2009 dünya yılı itibarıyla erkekler kapak kapatmayı henüz öğrenemediler...
reçel yediklerini tezgahta kavanozun yanında duran kapaktan...
dişlerini fırçaladıklarını kapağı açık diş macunundan ...
saçlarını yıkadıklarını kapağı açık şampuandan anlıyorsun...
öğrenmesi ve yapması çok zor bir şey olmalı kapak kapatmak...
aslında insanların kadın olanlarıyla erkek olanlarının elleri aynı gibi...
o zaman niye biri yapıp öteki yapamıyor anlamadım...
aslında anladım galiba...
korsiyle benim patilerimde aynı ...
ama kapı ve çekmece açmayı önce ben öğrenip korsiye öğretmiştim...
bende bir tane elektrik bandı yürüttüm zuladan ...
korsiyle biraz oynadık sonra kanapenin altına sakladık...
gelipde onu bulduğunda kontrol eder herhalde artık deposunu ...
sonrada çözer yokluğunda neler olduğunu ...
Allahhhhhh bi çözsün...dönünce şenlik var evde...

ekselans akşam bizi sevdi sonra mutfağa gitti,mama verecek bize....
aldı eline korsinin kutusunu ,ikimizede ondan verdi...
halbuki ben hypoalerjenik mama yiyorum...
sedencik üstlerine yazmıştı kutuların korsi/ feriş diye ayrı ayrı...
kesin 10 kerede telefonla arayıp söylemiştir...
sorunlarım var,arızayım var mı daha...
özel yiyorum işte...
mamanın başında uludum anlamadı ...
patiledim anlamadı....
bende 5-10 tane bişi yedim...salona gittim...
oturduğu koltuğun önüne kustum...
bir panik bir panik...
olsun tabiii beter olsun...
o kadar mavlaya mavlaya anlatmaya çalıştım di mi....
o arada Sedencik aradı telefonla...
bizide sordu..
ekselansda...
__iyiler iyiler hiç merak etme
dedi...
çığlık çığlık mavvvladım...
__yalan söylüyooo...
diye...
herhalde...
__feriş niye bağırıyor dedi...
o da...
__çünküü feriş...korsiyi oyuna çağırıyo dedi...
bir sürü bir sürü bişiler konuştular...
telefonu kapatınca...
ekselans söylendi...
__oyuna çağırma mavlaması değilmişmiş...kedicede öğrenmiş ....
diye...
nihohoho sedencik anlamış işte miyavlamamın türünü...
bu sefer ekselans bana kızdı...
__mikrobik feriş gidip uyusana sende efendi efendi korsi gibi...
diye...
uyuyaım bari...
ben uyurken sizde sokaktaki arkadaşlarıma biraz yemek ve su verirsiniz belki olmaz mı...
uyumadan öncede...
ekselansın dolabın yanına koyduğu çantasında tırnaklarımı bileyeyim...
onun çantasının derisi daha bir güzel geliyor nedense...












çaresizseniz...







veya ümitsizseniz...
beterin beteri...
üzerinize afiyet...
birde yeteneksizseniz...
olsun ...
yinede üzülmeyelim hep beraber...
var hepsinin bulunmuş bir çözümü...

çaresizseniz...
çare sizsiniz...
ki herkesin ezberine yerleşmiştir nasılsa bu söz...
ümitsizseniz...
ümit sizsiniz...
vb.
''ne yani kelime bölerek mi çözüm sunuyorsun''
demeyeceksiniz herhalde...
daha iyisini yapabiliyorsanız...
o zaman çaresizde ümitsizde değilsiniz demektir ve bu da iyi bir şey...

yeteneksizseniz veya yeteneksizsiniz demek daha travmatik bir alan...
ama o da çözüldü...

''yetenek sizsinizzz Türkiye''
diyerek
kelimeler dansıyla çözüldü...
bilemiyorum tabi onlarda ''yeteneksizseniz''
''yetenek sizsiniz'' mi demek istediler...
yoksa harbiden ''yetenek sizsiniz '' mi demek istediler...
elemelere baktıkça...
günahları boyunlarına...
var mı seyreden bu yarışmayı...
kanallardan birinde ve anladığım kadarıyla canım ülkemin dörtbir yanında elemeleri yapılıyor...
2 haftadır cumartesi akşamları bu yarışmanın elemelerini seyrediyorum...

sor ki niye...
acuna bayıldığımdan değil herhalde...
tüm programdaki varlığı kesmiyor ...
reklaaamlarrrr dediği anda...
reklamlarda da o var...
sağın solun her yer acun...
yakında bizim evdeki kahve kupalarından da çıkacak korkarım...

ekselansın dolduruşa getirdiğine emin olduğum grup 2 haftadır kriz önlemi almaya başladı...
__hadi çıkalım ...yemeğe gidelim...
dediğimde...
hesap makinası gibi çalışıyor millet...
el-cevab
''kriz var''
baktım olmayacak...
__yahu bari sinemaya gidelim ...
dedim...
''bilet 15 lira ...çarp 7 kişiyle 105...
mısır 5 lira ...
suyu kolası vs.yide ilave et 200 ü bulur''
dediler...
__peki ben ısmarlıyım...
''olmaz kriz var...filmle mısır alıp birimizin evinde seyredelim''
din gurumuzda destekledi...
__zaten israf haramdır...

yeni anladıklarına göre krizin yanısıra geç intikalde var demektir...

yahu şimdi ben bunlara...
Allahın gargamelleri 10 lira kazanıp 20 liranın üstüne yatmaya çalıştıkça...
biter mi lan bu kriz...
dışarda pantolon satan adamdan pantalon almadığın sürece...
o nasıl aşacak kendi krizini...
pastanecisi,mısırcısı,portakalcısı,sinemacısı nasıl çıkacak krizden...
hı...
gelen vurdu ...giden vurdu zaten küçük esnafa...
biz eksik kalıverseydik...
bizim pastaneci ve kazakcı bu yıl 23 kasımda süslediler dükkanlarının vitrinini ...
yılbaşı için...
erkenden bastıran yılbaşı coşkusu değil herhalde...
sadece yılbaşı bahanesiyle belki hareket olur ümidi ...
her dönem ,her iktidar ve her kriz kendi zenginini yaratıyor...
eh bu dönemin yaratılan türedi zenginleri...
gülleri,bülbülleri,laleleri,ibişleri...
yüzbinlerce euroluk çantalarını ,ayakkabılarını ,rujlarını,patlarını,slikonlarını ...
malumunuz veçhiiileee...
yan sokaktaki dükkanlardan almıyorlar bilüünüzmüüü...

diyecem tabi demesinede....
yılbaşından sonra diyecem....
sevmem öyle ...
yılbaşı... bayram ...doğumgünü arefelerinde ...
hır çıkaranları ...
o yüzden bende çıkarmam...
peki böyle planlı bilinçli biriktirilmiş hır olur mu...
evvettt hemde nasıl olur ...
ama tavsiye etmem...
siz siz olun...
sorununuz neyse akutken çözün...
kronikleştirmeyin...

neyse...
yarışmaya dönelim...
''yetenek sizsiniz Türkiye''
taklit yetenek midir...
tut ki öyle dir...
ki aslında görecelidir...
yetenek yelpazesindeki alt kümelerden biridir...
taklit yeteneği...
sabah akşam ölümüne çalışır başarır mısın...
evet...
özgün müdür ...
hayır...
yetenek özgün müdür...
evet...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

mesela yarışmada...
müthiş rapçi minik bir çocuk...
spor akademisi öğrenci yada öğretmeni muhteşem bir gösteri yapan iki adam...
bacaklarının arasından kafasını çıkarıp yazı yazan şirine bir kız...
tabakları çalarak müzik yapan bir adam...
vardı...
hakikaten iyiydi bunlar...
devamını seyredemeyecek olsamda umarım kazanırlar...

yanısıra...
çıkan 10 kişinin 5 i michael jakson'ı
3'ü sertab ereneri taklit ediyor...
tamam jakson öldü...
ama klipleri albümleri hala bizde..
sertab ...
şükür zaten hayatta...
yani sertab varken tiridinin tiridi başkasını niye dinliyeyim...

hadi hepsini geçtim...
birde horoz sesi...
kedi-köpek sesi taklitleri var ki akıllara zarar...
anam babam horozun aslı varken bik bikliyorken...
kedi miyavlıyor...
köpek havlıyorken ben seni napayım hı...

e tabi bu evvelinden desteklenerek normalleniyor...
5 yaşındaki çocuk ...
kediden ,köpekten ,attan, tavuktan alabildiğine uzak tutulmuş steril hayatında...
konuşamadan...
televizyonda gördüğü tavuğun sesini taklit ediyor...
aklıevvel ana-baba da...

''cincansuuu bi tavuk gibi gıdaklada duysun teyzeler ablalar''
diyerek destek çıkıyor...
büyüyünce hoop diye bitmiyor tabi biter mi...

__ayy şekerim yeni biri çıkmış vızıttırıda sahne alıyor aynı şebnem ferah gibi söylüyor...
gidelim dinleyelim...
__bak bir roman okudum aynı ahmet ümit gibi yazmış...sende al...

noldu ki...
a.ümitle
ş.ferah...
''sıktınız be'' diyip protesto edip...
albümlerini,kitaplarını piyasadan mı toplattılar...
kafaları bozulmuşda ...
biri ...
bir daha söylemeyecek ...
diğeride yazmayacak mıymış...
ümitle ...ferahı okuyup dinlesenize...

burda...
sır kelime ''gibi''
horoz gibi ötmek mi...
bir odun parçasını yonta yonta ...
ortaya bir çanak,heykel,kaşık koymak mı...
2 sap iplikle bir kumaşı canlandırmak mı...

çıtanın en üstündeki taklit edilenlerle...
en altlardaki taklit edenler arasında...
hem huzurlu...hem dinamik...
hem özgün... hem düzgün...
üstelik uzun soluklu...
muhteşem yerler vardır...
ve her insan kimi açığa çıkmış kimi çıkmamış yeteneklerle örülüdür...
iç sesini dinlemekte yarar var...

yeteneğin hangi konuda olduğu ise müthişşş önemlidir...
mesela...
normal şartlar altında insanlar dirseklerini yalayamazlar...
di mi...
hatta şu anda denemesini de yaptın bile di mi...
peki...
anormal şartlar altında dirseğe ulaşanlar için birde kıssa' ya bakalım...

çook eskiden...
padişahlık zor iş olsa gerek ki arada canı sıkılanlar oluyormuş...
öyle sıkıntılı bir zamanda...
padişahın huzuruna bir adam getirmişler..
adamın hüneri varmış...
100 adım öteden fırlattığı ipliği,iğnenin deliğine geçiriyormuş..
meğer 40 yıl üğraşmış bunu başarmak için
padişah...

''göster bakalim hünerini'' demis..
adam iğneyi tahtaya saplamış,
sonra 100 adım geri gitmiş...
ipliği fırlatmış...
iplik iğnenin deliğinden geçmiş...
padişah 10 kere tekrarlatmış...
10'unda da iplik hedefi bulmuş...
padisah veziri çağırmış...
''şu adamı ödüllendirin... 100 altın verin, 100 de sopa vurun''
''100 altın hüneri için...
100 sopa da böyle lüzumsuz bir işe yıllarını harcadığı için''
















kafiyeli incelikler



elektrik tasarrufu yapar mısınız...
hani çocukluğumuzdan itibaren kafamıza kazınanından ...
aile bütçesini koruma gayreti mutlaka önceliklidir...
ama araya illaki sıkıştırırlardı...
''milli servet çocuğum''
bu kodlamalarla yetişti nesiller...
ki beyaz dizi kıvamında hala ekranlarda...
''boşa elektrik harcama'' uyarıları vardır...
benim kodlamalara alerjim vardır o yüzden bu elektrik meselesi bende tutmadı...
iyi tamam doğruyu söyleyeyim ...
karanlığa alerjim vardır o yüzden tutmadı...
oldu mu şimdi...
ama
birşeyde değişmedi...
aynı kodlamalarla yetişen nesillerin bireyleri...
benim açarak ilerlediğim ışıkları kapatmayı görev bildiler...
korkmayın yani ...
zarar yok elektrik tüketimi açısından...
hoş zarar ne ise günümüzde...



sonra bu elektrik meselesine doğalgaz ve su ilave oldu...
hatta şartlar değişti...sadece aile bütçesi...
ya da...
milli servet olup ekonomik kullanılması gerektiği bir yana...
birde küresel ısınma çıktı ozon eşliğinde...
aman doğaya zarar vermeyelim diye...
deodorantından,tüpüne,elektriğine...
ve...

kombisine...
en ekonomik ve en zararsız nasıl yaşanır brifingi verecek hale geldik hepimiz...



sonraaaa...
günlerden bir gün sigara yasağı başladı...
yazın başladı ya...
herbirimiz sokaktaydık nasılsa ve farketmedik...
iyide kış geldi...
bakın bakalım cafe,rest. ve barların ve meyhanelerin kapalı alanlarında oturan kaç kişi var...
1-2 masa hariç kimse yok...
herbirimiz zemheri zürafası gibi sokakta yiyip içmeye başladık...
elbette kıçımız donuyor...
du...
artık donmuyor...
işletme sahiplerinin hepsi duvar kısımlarına elektrikli uzun sopa gibi olan sobalardan taktılar...
bahçe kısmındaki açık alanlarada tüple çalışan bahçe sobaları koydular...
her sandalyeyede bir polar şal...
çözüldü yani...
tek bir semt ya da ilçeden değil...
İstanbulun genelinden bahsediyorum...



peki noldu ...
elektrikli ve bahçe sobaları satıcıları altın devrini yaşadı...
küresel ısınma anılarda kaldı devrini kapadı ...
yalan oldu di mi...
an itibarıyla sokaklar ve gökyüzü ısınıyor artık...
deodorant kullanmayınmış pehhh...


dumansız hava sahası destekçileri kendi içlerinde iki gruba ayrılır...
ilk grup...
sigara içmeyen... sosyal hayatın içinde yer alan...
yasaktan önce gittiği yerlerde sigara içilmeyen bölümleri tercih eden...
ama uzun yolculuklarda dumanlı köy kahvesinde çayınıda içen...
uyumlu,vızlamayan ...
içmeyen ama içenede hayatının tüm kinini bağırarak kusmayan...
en birincil...
enn kusursuzz...
en muhteşemm bilinçli insan prototipi olabilmenin yolunun...
başkalarının hatalarının göklere çıkartarak sağlanmayacağını bilen
uyumlu gruptur...
o iç mekanlardaki 2-3 masada onlar oturuyor zaten...



ikinci grup...
yani en çok bağıran...
dumansız hava sahasının en ses çıkaran destekçileri...
hani şu işletmelerin iç mekanlarının boş masalarında görmeyi beklediğimiz...
ve göremediğimiz...
destekçiler nerde peki...
ben söyliyim...
evdeee...
istisnaları olmakla beraber...
sağlıklı yaşam için sigarasız hayatı destekleyenler...



ki...
evet evet bende destekliyorum...
sigara sağlığa zararlıdır...içilmemesi gerekir...
içenler hem kendilerine hem çevrelerine zarar verirler...
sigara içmek öldürür...
damarları tıkar...
kalp krizine neden olur...
iktidarsızlık yapar...
felç yapar...
paketin üstünde öyle yazıyor ...ordan okuyup okuyup buraya yazıyorum...
streste öldürür...
televizyonu her açtığınızda gördüğünüz kifayetsiz muhterisler ayrı ayrı stres odağıdır...
öldürücüdür...
uyuşturucu bin beter bir beladır...
canım ülkemin dumansız hava sahalarında uyuşturucu kullanımı yaşının 11 olması öldürücüdür...
kökten çözümlenmemesi potansiyel öldürücüdür..
bunun bilinmesi stres kaynağıdır...
stres öldürücüdür...
1 ay önce torpille aldığı ehliyetle boluya giden adamda öldürücüdür...
radyasyonlu çayların bakanlar tarafından içilmesi kamuyu yanlış bilgilendirmek adına
öldürücüdür...
radyasyonlu çayları içenler ya da maruz kalanlar mazur değil o başka bişi...
maruz kalanlar için öldürücüdür...
arsenikli suların başkanlar tarafından içilmesi öldürücüdür...
kamuyu yanıltmak adına kat be kat öldürücüdür...
okan'ın sigara aleyhtarı vtr sindeki hızda okusaydınız keşke burayı...
dolayısıyla dumana destek değil ısınmaya köstektir niyet...



neyse...
heh nerde kalmıştık...
dumansız hava sahasını destekleyenlerin evde kalmasında! kalmıştık...
dediğim gibi istisnaları olmakla beraber...
bunlar sağlık konusunda titizdirler...
iyi bir şey tabi...
sizde yapın...
sigara içmez ...sigara içilen yerlere girmez ...evlerinde içirtmezler...
civa içeriyor diye marmaranın karadenizin balığını yemezler...
yüzey balığını zaten yemezler...
dip balığının dışardan gelmişini tercih ederler...
palamut niyetine norveç uskumrusunu...
he birde neydi iglo mu ne işte onu götürürler...
balık diyince konserve kutuda dardanel tadıdır dil hafızalarındaki...
evet evet dilin de hafızası vardır...
dolayısıyla balık lokantası... rest.na gitmezler...


sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...


zaten dışarda salatada yemezler ...sebze yemeğide...
iyi yıkanmamıştır onlar...
toprak,çamur,solucan,kurt,böcek ne ararsan vardır...
yapan herifde önce burnunu karıştırıp sonra salata yapmıştır...
salata çiğ yeniyo bilüünmü
o yüzden hijyen değildir...
maazallah...
mide bozulur,bağırsak florası sapıtıverir,hepatit bilem olunur...
o yüzden salata yada sebze yiyecekleri yerlerede gitmezler...



eti zaten anlatmaya gerek yok
at ,eşek,fare,köstebek filan karışıyordur içine...
et lokantasınada gitmezler...
ki...
bu kısmında paydamız ortaktır...



sinema-tiyatro-opera vs...
halkın toplu halde bulunduğu yerler...
tehlikelidir...
mikrobikler her yerde havada uçuşuyordur...
kuşu var...domuzu var...
yakında ineği,biti,penguenide olur...
elbette buralarada gitmezler...



alkol zaten sağlığa zararlıdır...
yukarda sigaraya yaptığımı alkolede yapayım mı şimdi...
hı?
alkol öldürür ...öldürmezse süründürür...
beyin hücrelerini öldürür...
o yüzden sadece hücreleri en çok ve en çalışan olanların içmesi gerekir ki...
doğuştan beyin hücreleri ölü olanlarla ortak noktalar bulunsun...
bunada toplumsal uzlaşma diyoruz mirim...
sonra...
karaciğer yağlanır...
içmeyin yani...
tabak tabak yenen sakatatlar,margarinler,şekerler,kutu kutu kolalar ...
nerenizi yağlıyor onuda siz bulun...
dolayısıyla alkol tüketilen yerlerede gitmezler...



sigarasız,alkolsüz,etsiz,balıksız,salatasız,sebzesiz,sinemasız,tiyatrosuz...
olup da gidip oturulacak ...
bir avninin açık hava çay bahçesi var...
birde cami-kilise avluları...
e gidip oturun...
sizi engelleyen mi vardı...
ne kendinizi yırttınız dumansız hava sahası diyede ...
sonrada tıkıldınızki evlerinize...
bizde kaldık zemheri zürafası gibi sokakta...



aha işte dumansız hava sahası...
niye boş o iç mekanlar...
hı...

heee amaç herkesin heryere gidebilme dilediğini yapabilme özgürlüğüyse...
o zaten vardı...
kasmaya gerek yoktu yani...
istediğin bara git...
yeşil çayında...
sütlü kahvende...
hatta şartları zorla ...
sıcak çikolatanda gelir önüne...
karşılığında muhallebiciye git viski iste...
bak bakalım gelir mi...
mesela yani di mi...



yaaa milli servetti gökyüzünün ısınmasıydı...
küreseldi...
yereldi...
derken...
bunu kodlayanlardan biri olan anakraliçe ...
ki kodlarken düşünmedi tabi ...
bu milli servet artarak katlanır mı ...
yoksa...
gün gelir iklim değişir onun bunun elinde heba olur mu...
diye...
aradı sabahın köründe...



__günaydın evladım...

__inşallah anne...

__neye inşallah evladım...

__anne inşallah aydın olur hakkaten gün...

__ben dandiyi sormak için aradım ...dandi ne kızım...


hah anladım dünkü günkü konu...
arınç kılıçdaroğlu'na

''gandi diyorlardı oldu dandi ''
dedi ya...
o takılmış kafasına...
dandi ne?
gelde cevap ver...
benim anam taktı mı takar zaten...

__anne bak bir ciklet markası vardı bu okunuşta ...
hani sultanhamamın sayılır şirketlerinden biri ithal etmişti ilk...
hatırladın mı...

__saçmalama adama çiklet demedi o kadarını biliyorum...

__anne birde özenti ,çıtkırıldım falan filan anlamına geliyor sanırsam...

__kızım adam 1950 lerin tapu müdürü gibi nesi özentiymişde öyle dedi...

__bak güzel annem o zaman sanırım kafiye olsun diye söyledi...
hani 8-9 yaşında aşık olur bi veletde ...
şiir demek ...kafiye demek diye yola çıkar ya...

mesela...

kalbim senden kaçak
babam bana aldı uçak
kaybettiğim bir bıçak
yarim çıktı alçak...

filan yazar ya...
şimdi bu dörtlükte ''çak''lar kafiyeyi tutturuyor...
o da
gandi...dandi...derken...
''andi''lerle hece tutturmuş...


__peki bu okuduğun acaip şiiri kim yazmış...

__şimdi ben yazdım beğenmedin mi yaniii...

__kızım bu ne bu ...

__hiiiç nolacak deli saçması...