bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

feriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
feriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ferişşş...









yine gitti ...
uzun sürecek bir arazi varmış...yolda uzunmuş...
2 gün kalınacakmış...
çançançan telefonda konuşmalarından anladım...
biraz üfledi püfledi ama...
galiba ilginçde geldi...
sırt çantasına doldurdu bişeyler...
geldi gitti öptü kokladı korsiyle beni...
koşa koşa gidip boylu boyunca kapının önüne yattım...
kapıyı açamasında gidemesin diye...
üzüldü ,kucağına aldı mıncıkladı ...
bu seferde ulumaya başladım...
korsiyi çağırıyorum yardıma gelsinde kapıyı tutalım gidemesin diye...


yok ...
mubarek kedi değil ,kış uykusuna yatmış ayı sanki...
geçmiş sepetinin içine yalanıyor sakin sakin..
yırtıyorum kendimi ...
yahu koşsana ,gelsene...bak gidiyor...
ı ıh tınmıyor bile...
kulağımı öptü,çekti gitti...
eee nolcak şimdi ...
kim bakacak bize...
ya çiş kumumuz kirlenirse...kim temizliyecek...
gece kime şımarıcam ben...
yatakta kimin tepesine çıkıp uyuycam....
dağıtmam mı şimdi bu evi...heryeri birbirine katmam mı...
yok dağıtmamalıyım çünkü o zaman kendimde sıkılırım...
biz kediler düzenli ve huzurlu evleri severiz ...
hoşlanmayız öyle kargaşadan...
tozdan dumandan...
öff kala kala ekselansa kaldık şimdi...
acaip canım sıkılıyor...
adam yemek yiycek...çay içicek...sonra kumandayı alıp zaplıycak...
sonrada uyuyacak...
sedencik öyle yapmıyor...
tarıyor bizi,ben sevmem taranmayı ama korsi seviyor....
kanape altlarına kaçırdığımız farelerimizi bulup veriyor...
oynuyor bizle...
telefonda konuşurken bile burnuna girip ahizeye mırlamama izin veriyor...
kitabını koltuğunun altına alıp mutfağa su almaya gittiğinde ...
ben hemen anlarımki uyku vakti gelmiş...
koşa koşa ondan önce giderim yatağa...
patiler yorganı kaldırırım,girip içeri onun yerine yatarım...
korsi kibarcıkdır...
gidip ayak ucunda yorganın üstünde yatar...rahatsız etmek istemez...
enayiliğine doymasın...
hiçde bile rahatsız olmuyor...oluyorsa da bişi demiyor ki...
yanıma yatıp kitabını okuyor benim gıdımı okşuyor...
o gıdımı okşarken uyuyakalıyorum zaten...

korside bende sıkıldık...
ekselans bizle oynamıyor...
yorgunmuş...
salondaki saksıda duran çiçek muamelesi yapıyo bize...
sedenciğin çalışma masasında açılması biz kedişler içinde...
insanlar içinde ...
biraz zor bir bölüm var...
orda kalem ,elektrik bandı ve badem zulası var sedenciğin...
bu üç benzemezi niye saklar insan...ne alaka demeyin bende bilmiyorum...
oysa elektrik bandı ve rafyayla oynamak çok keyiflidir...
ama rafya...ah o rafya...
işte o ...
bazı bebek kediler için biraz tehlikeli...
biz küçükken sedencik hiç ortada bırakmazdı...

bir seferinde mutfakta unutulmuş...
korside bulmuş...
biz o zaman 3-4 aylıkız ...
evdede kimse yok...
korsi yemeye başladı ...
o kadar ...
''yeme'' dedim...
dinlemedi...
sedencik eve geldiğinde korsi son 10 cm.inide yutmaya uğraşıyordu...
bir gördü bunu...
neyseki paniklemedi...
sessizce yaklaştı...
aynı anda hem korsinin ağzındaki rafyanın azıcık kalmış ucunu tuttu...
hemde buna enseden yapışıp ayaklarını yerden kesti...
milim milim dışarı çekmeye başladı rafyayı...
sonra korsiyi yavaş yavaş yere yüzüstü koyup eliyle sabitledi...
yine milim milim sabırla çekti dışarı...
ahaha bu arada korsinin acaip midesi bulandı ...
biyk biyk sesleri çıkardı hep...
yuh yani kendi boyu bir karış yok...
nerdeyse...
30 cm.e yakın rafya çıktı bundan...
1 sene sonra baktı ki biz artık herşeyi öğrenmişiz akıllanmışız...
rafyalarıda kullanıma açtı...artık oynuyoruz...

işte...
ekselans o zulayı patlattı...
3 tane kalem yürüttü...
sanki evde başka kalem yokmuş gibi...
nihohoho elbette açık bıraktı...
2009 dünya yılı itibarıyla erkekler kapak kapatmayı henüz öğrenemediler...
reçel yediklerini tezgahta kavanozun yanında duran kapaktan...
dişlerini fırçaladıklarını kapağı açık diş macunundan ...
saçlarını yıkadıklarını kapağı açık şampuandan anlıyorsun...
öğrenmesi ve yapması çok zor bir şey olmalı kapak kapatmak...
aslında insanların kadın olanlarıyla erkek olanlarının elleri aynı gibi...
o zaman niye biri yapıp öteki yapamıyor anlamadım...
aslında anladım galiba...
korsiyle benim patilerimde aynı ...
ama kapı ve çekmece açmayı önce ben öğrenip korsiye öğretmiştim...
bende bir tane elektrik bandı yürüttüm zuladan ...
korsiyle biraz oynadık sonra kanapenin altına sakladık...
gelipde onu bulduğunda kontrol eder herhalde artık deposunu ...
sonrada çözer yokluğunda neler olduğunu ...
Allahhhhhh bi çözsün...dönünce şenlik var evde...

ekselans akşam bizi sevdi sonra mutfağa gitti,mama verecek bize....
aldı eline korsinin kutusunu ,ikimizede ondan verdi...
halbuki ben hypoalerjenik mama yiyorum...
sedencik üstlerine yazmıştı kutuların korsi/ feriş diye ayrı ayrı...
kesin 10 kerede telefonla arayıp söylemiştir...
sorunlarım var,arızayım var mı daha...
özel yiyorum işte...
mamanın başında uludum anlamadı ...
patiledim anlamadı....
bende 5-10 tane bişi yedim...salona gittim...
oturduğu koltuğun önüne kustum...
bir panik bir panik...
olsun tabiii beter olsun...
o kadar mavlaya mavlaya anlatmaya çalıştım di mi....
o arada Sedencik aradı telefonla...
bizide sordu..
ekselansda...
__iyiler iyiler hiç merak etme
dedi...
çığlık çığlık mavvvladım...
__yalan söylüyooo...
diye...
herhalde...
__feriş niye bağırıyor dedi...
o da...
__çünküü feriş...korsiyi oyuna çağırıyo dedi...
bir sürü bir sürü bişiler konuştular...
telefonu kapatınca...
ekselans söylendi...
__oyuna çağırma mavlaması değilmişmiş...kedicede öğrenmiş ....
diye...
nihohoho sedencik anlamış işte miyavlamamın türünü...
bu sefer ekselans bana kızdı...
__mikrobik feriş gidip uyusana sende efendi efendi korsi gibi...
diye...
uyuyaım bari...
ben uyurken sizde sokaktaki arkadaşlarıma biraz yemek ve su verirsiniz belki olmaz mı...
uyumadan öncede...
ekselansın dolabın yanına koyduğu çantasında tırnaklarımı bileyeyim...
onun çantasının derisi daha bir güzel geliyor nedense...







feriş kız





tarih:ağustos2004
yer:kayışdağ...




Yapış yapış sıcak bayıltıcı bir gün ...
sabah saat 8 de araziye gitmişiz büyük patronla ...
3 tane zemin etüdü var o gün...
o sıcakta açık arazide güneşin altında deli gibi çalışmışız...
yetmemiş büyük patronun ağaç tekmeleme ve toprak eşelemelerini seyre dalmışız...
sefa sürmüşüz yani...



Ve sıra son arazide...
hiç bitmeyecek sandığım gün bitiyor galiba ...
bu sıcaktan kurtulacam bir duş alıp tozumu alıcam, bir lokma yemek yiyip..
buz gibi bir birayla balkonumda püfür püfür oturacağım...
yolda giderken bütün hayal dünyam bu kadarcık çalışıyordu işte...
ee kolay değil efenim o sıcakta IQ da düşüyor ,algılamada ...
hatta sistem kendini savunmak adına ...
ağır aksak hareketler yapıp ağır aksak cümleler kuruyor..
kurmak demişken buda zaten...

''kul kurar, kader güler'' e iyi bir destek çıktı...


Ve ..tuz biber misali bir mahallenin bir sokağının ...
medeniyet yoksunu bir zavallı köşesinde araba bozuldu ...
kulaklarımı içten kapadım
büyük patronun grrrrlamalarını ve arada seçebildiğim sövmelerini duymayayım diye...
höykürme desem daha doğruda ...
demiyim ...
yerin kulağı var okur mokur bu yazıyı ...
gözlerimide kapadım...
balkona ışınlandım...


bir bilen(miş) olarak kaputu açtı...
adam kaputu açtı ya...
eğer o kadar sıcak ve o kadar yorgun olmasaydım gülmeye başlamıştım ve hala gülüyordum...
ne açıyorsun sen ne anlarsın motordan  ...
sen anca ikna edersin ''cici araba lütfen çalış '' filan diye...
elektrik çarpar korkusuyla bütün elektriksel problemleri bana pasla...
yıldız tornavidayı ,yıldız diye bir elektikçiye ait bir aparat zannet ...
sonra git arabanın kaputunu aç...
bababa....noldu anladınmııı?
Tabiki sormadım böyle bişi...

çalıyı dolaşmayı yeğlerim..büzüldüm koltukta oturuyorum ..
dudaklarımı kemiriyorum ...parmaklarımı çıtlatıyorum ...
ne kadar sinir bozucu hareket varsa hepsini sıralıyorum...



ve arabanın kaputunun boyuna çizgili yerlerinden gözümü uydurmuş ...
sokağı görmeye çalışıyorum....


çocuk gibi...
hepsi aynı yere bakıyor elleriyle bişiler atıyor galiba ...
tehlike sinyali var gibi ...
yok bu yanlarına gitmeden olmıyacak...zıpla sedencik...



İndim yanlarına gittim 8 tane yaşları 6 ila 15 arası çocuk ...
camları kırık virane bir deponun önündeler...
ellerinde irili ufaklı bir sürü taş tek bir hedefe kilitlenmişler
ve taşlıyorlar ...
hedef minicik bir yaratık kaçamıyor bile ...grili siyahlı gibi ..
biraz daha yakından baktım ...
beni görünce taşları saklayıp ...


__abla köpekler saldırıyor biz yapmıyoruz ...
dediler...


avucumun içi kadar bir yavru....
kedi bu kedi...
heryer herkes kırmızı oldu bir anda...cinnet böyle birşey olsa gerek...
avcuma aldım tek tek kemikleri ortadaydı ...
artık kafasını bile zor kaldırıyordu...o küçücük kalbi gümbürdüyordu...
gözleri tüyleri yapış yapış...
kirli bir minik candı işte...

Ve ben işe yetişmeliydim biraz mama verdim ...
çocuk denenlerede biraz nasihat ...biraz rica ...biraz gözdağı ...biraz rüşvet vs...


saat:20.30gibi iş bitti ...
geri döndüm  onu koyduğum camı kırık depoya geldim çocuklar hala orda ...
ama o saklanmış derinlere ...
elimi kırık camdan  uzatıp çağırdım sarsak sarsak geldi...
ensesinden tuttum çıkardım ...
arabada bir alet çantasını boşalttım yerleştirdim ve özgürlük...


Eve geldik ılık suyla yıkamak istedim ...
normalde sevmez kediler suyu tepki verirler...


ben onu duşun altında yıkarken o mırıldanmaya başladı...
benim koptuğum nokta o oldu ...
o kadar zavallı o kadar çaresiz ve o kadar sevgiye muhtaç...
kuyruğunda bir eğrilik hissettim ertesi gün veterinere gittik
''kuyrukda kırık var'' dendi...




_nolucak peki
_kıkırdak doku kendini toplar
_tamam...



1 hafta geçti aradan, yemeyi içmeyi bıraktı karnı davul gibi şişti ateşi çok yükseldi ...
apar topar korsi oğlumun veterineri çetin amcasına gittik...




teşhis:kangren...
ben teşhisi idrak edemeden ...

''acil operasyon gerekiyor ''
deyip hazırlıklara başlamıştı bile...
mümkün olan en usturuplu şekliyle kesildi kuyruk...

biraz da olsa kuyruğumuz var...
kendimizi karşı tarafa ifade edebiliyoruz...
biraz nazlıyız biraz denge problemimiz var ...


ama hayattayız Allaha şükür...

İşte FERİŞ KIZ ımın öyküsüdür bu.