bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

arazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

bir sondaj ki



bugün onların günü....
bugün 4 ekim....
gidin evinize alın,sarılıp öpün demiyorum....
kapının önüne bir tas su koyun...
evdeki artmış yemekten papara yapın yani bayat ekmekleri içine doğrayın...
atacağınız bir kabın içine koyup kapının önüne koyun...
kimbilir belki elinizi uzatıp kafalarınıda okşarsınız...
unutmayın...bu dünya hepimizin...
onlar sizin himayenize verildi ve yardımlaşmanız için burdalar...
ve bir gün sırası gelince  onlarda hakkını arayacaklar...
unutmayın onlarda haklarını helal/haram edecekler...
bugün 4 ekim...
sedencik...

sondajdayız...
hava artık süper...
ne iliklerime kadar üşüyorum...
ne de sıcaktan feleğim şaşıyor...
Allahım çok şey istemiyorum hava hep böyle kalsa olmazmı...
olmaz demekki ...
neyse...

kayışdağındayız...fazla kalabalık diil canım 9 kişi biz...
5 kişide sondaj ekibi...
gürültü ,kaos,sorular,sorularıyla insanı bayanlar...
yandaki evin pimpirikli ve işbilir sahibi...
adam soruyor ''bu yaptığınız iş ne ? ''
lisan-ı münasiple anlatıyorsun...

__benim eve zarar verirmi...
__yok amca vermez merak etme....
__iyi vermeyin zarar.......ee siz buna rapor veriyonuzmu...
__hee veriyoruz...
__bi tanede bana verin...
__o niye o...
__e yanyana ya ...bende apartman dikerken bidaa paramı vercem size o raporu kullanırım....

yol işte saçını başını...
onunkini diil kendi saçını başını yol..
millet bu işbilirlik bu kurnazlıkla seni düdükleyip apartman dikmeyi düşünürken ...
sen nasıl tavuk kümesi dikemediğini düşün yol saçını başını...

karşıdaki kahveden çay getirttik...çay içiyoruz...
çay bu sefer imamın abdest suyu değil bildiğin katran...
mola ya...çay içmekde adet olmuş ya...
içiyoruz işte...bunu evde içsem kesin kusmuştum...
toplamda kaç kişiydik biz ,,,,meraklısı komşusu seyircisi hariç....
14 di mi....
büyükpatron elinde çay bardağı bulmuş bir mostra dikilmiş tepesine....
tek başına bizden hayli uzakta hayatının muhasebesini yapmakla meşgul...
arada bağırıyor...
''çocuklar bakın bu arkoz''
bana dönüpde
''arkoz ne'' diyen olursa
'git bak' diyorum....
kimse sormazsa ki pek sorulmuyor....
çocuklar alışmış eş zamanlı başlarını sallayıp...

__evet patron arkoz diyorlar....konu bitiyor....
ve büyük patron orda çay bardağı elinde ...
hayatının muhasebesine girişmiş dururken düşünürken...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

bayır aşağı 4 nala kulaklar tuaf bir biçime girmiş bir köpek hırlaya havlaya büyükpatronun üstüne doğru koşmaya başladı...
biz orda öölee trene bakar gibi bakana kadar...
köpekle büyük patron arasında 2 metre ya kaldı ya kalmadı...
sanki bakmasak napıcaktık gidip kendimi köpekle patron arasına atacak kadar salak yazmıyor herhalde alnımda....
ben bunca yıl patrona laf anlatamamışım...
ilk defa gördüğüm elin köpeğine nasıl anlatayım...
belki bi husumetleri vardır önceden aralarında çözsünler dedim......
demedim...diyemedim...
patron çay bardağını fırlattığı gibi yaldır yaldır koşmaya başladı...
patron önde... köpek arkada...

Allahım korku insana neler yaptırıyor...
nerden aklına geldiyse...
patron koşarken ayaklarını deşer gibi yere sürtüp..
kalkan toz toprak vs.yi ayaklarıyla arkaya ata ata ...
eşine eşine kaçıyor...
hani köpek korksunda bundan gelemesin diye kaçıyor...
köpek iplemiyor...
hala ipten kazıktan kurtulmuşcasına bunu kovalıyor...
bunlar arazi etrafındaki 1 tam turlarını tamamladılar...
bizim çocuklar gözler pörtlemiş ve tırsmış ...
asla yardım gibi bir girişimde bulunmadan transa geçmiş duruyorlar....

gene ne hayır varsa sondajcılardan varmış...
adamlar...
hooo huuuu bişiler diyerek gittiler...
büyükpatron peşinde 2.turu köpekle bitirip yanımıza attı kendini...
ee 130 kiloyla iyi performanstı yani...

köpek bizlere 1 metre filan kala durdu...
3-5 havladı...
kendi etrafında 1-2 dönüp yere yattı...
kuyruk sallamaya başladı....
hiçbişi olmamışcasına bir anda oyun moduna geçti...
garibim meğer oynamak istermişde seçtiği yol biraz dolambaçlı olmuş...
patron sakinleşti....
sonra ,sondaj elemanlarıyla ahaliye ...
karizmayı bu sefer harbiden çizdirdiğini farketti...
geçti arabaya oturdu...
bense hatayı çantamda taşıdığım mamalardan köpeğe verip...
arkadanda 'canımmm canımm' diye severek yaptım....

sn:iyilik günümdeyim bugün:)
eğer bir köpek size havlayarak da olsa koşuyorsa kuyruğuna bakın...
kuyruk sürekli hareketliyse yanınıza gelince duracaktır...
en fazla patilerini üstünüze koycaktır...
kafasın okşayın,konuşun göz teması kurup gözlerine bakın...
onla sakinleşir gider....
yok kuyruk sabitse yanınıza ulaştığında ve hırlıyorsa göz temasını kesin...
asla gözünüzü dikip bakmayın...
sıkkındır canı bişeye...
hırsını sizden almasın...
ne yapıp edin adrenalininizi yükseltmemeye uğraşın...
siz heyecanlanıp panik yaptığınızda adrenalin salgılarsınız...
salgılanan bu hormon biz insan kısmısı için nötr koku olsada...
köpiş arkadaşlar için...
tehdit olarak algılanıp can sıkıntısı yaratabiliyor akıllı olun yani...

Sedencik-4 ekim-2007

arazi zayiatı



kemerburgazda bir arazi...yemyeşil otlar var hala...
sanki sonbahar uğramamış buraya...
büyük patronla nane aramız...
yola çıktığımızda dalaştık konuşmuyoruz...

yolda giderken sağ şeritten önümüze langırt diye bir araba atladı...
buna sollama diye sağlama denir heralde...
büyük patron sıyırdı yine ...
''ben buna vurmazmıyım şimdi''
diye gazı kökledi...
sakin kalmaya çalışarak...

''vuuur nolcakki...o araba nerden baksan 200.000 ytl...
sen arkadan yamandığın için nasılsa kasko çamura yatıp...
yok eskime payı yok bilmemne... ödemez bu parayı...kuşa çevirir...
eh bizde çalışır çabalar şu öndeki salak herife yeni araba alırız ''
dedim...


arkadaki elemanlar kikirdedi...
kikirdeyince onlar...
film koptu...
patronda dönüp bana tısladı...
yani özet bu...

sonra kös kös bir yolculuk yaptık....
araziye geldik yemyeşil...
beklemedim kimseyi...
1 saatte ancak taşırlar aletleri ,arabayı yerleştirirler filan...
araziyi keşfetmek için indim aşağı...

3 adım attım bileğime kadar gömüldüm çamura...

nasıl burası böyle bataklığa döndü bilmiyorum...
çocuklara seslendim...
''araştırın şunu atık su falan mı ''diye...

değilmiş...güzel...
arabaya döndüm...
bagajdaki yedek botlarımı giyeceğim...
garip di mi ota boka sinirlenirimde ...
böyle şeyler umurumda bile olmaz...
neyse...
aradım bagajı...yok botlar...



__patron botlarımı bulamıyorum nerde....
__hmmmm...
__''hmm''ne demek ya çamur içinde kaldım...nerde bagajdaki botlarım...
__ordadır...
__yok işte...
__şey...
__şey ne ??
__geçen gün evin önünde arabayı topluyordum bagajı filan temizliyordum...
__eee..
__bir çocuk vardı çıplak ayaklı falan...üstte yok başta yok dileniyor...
__ee patron?
__işte ona verdim...
__nee?
__ee üşüyordu çocuk...
__tek tek geçelim şu olayı...sen şimdi benim botlarımı sokaktan geçen birinemi verdin...
__verdim arabadaki yağmurluğuda,kendi eski kazağımıda verdim yazık bu soğukta donuyordur o kılıkla...
__ben iskelede böyle bir çocuğu bir haftada iki kere giydirdim...
3.yüde giydircektimde Allahtan karşıki dönerci delimi oldun napıyorsun o giyinik olursa kimse para vermezki ona özellikle öyle giyiniyor diyip gaflet uykusundan uyandırdı beni...
elbette ekselansın kıyafetlerini götürmüştüm...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

__iyilik be bu iyilik hiç hayrımız olmasın mı yani kötü müsün sen....
__evvetttt kötüyüm ben kötüyüm ...kötüyüm kötüyümmmm
__yahû çocuk üşüyordu diyorum sana....
__aaa fazla ama bu kadarı he...
yap patron istediğin iyiliği yapda hani benim malımla yapma hı...

bak bunun için acaip güzel laflar var canım türkçemdede...
hadi vurmayalım belden aşağı....
el atına binen tez iner diyelim ...
el ağzı ile çorba içilmez...diyelim...
sesleri yükseltip elemanlara reklam olmadan kapatalım aramızda şu işi hı
 __alt tarafı bi bot be tamam alırız yenisini...kaç kuruş?
__dimi....adamakla mal tükenmiyor yani...olmaz sen parasını ver ben alırım...
__aybaşında veririm kaç kuruş...
__200 kâât.....
__yok deve...
__deve diil canım  ...cat...benim botlarım cat di..
__iyi ama eskiydi...
__işte o senin sorunun...elbette eskiydi o yüzden arazide giyordum zaten ...
sayende yenilenmiş olcak...
üstelik senin dilenci ufaklık ,ayağında cat' lerle dilenince kafasına yiyecek bişi...

buldum bagajda lağımcı çizmesi gibi bir çift çizme ...
ayağıma 3 numara büyük geleninden...
işi bitirdik...
şimdi ellerimi ovuştura ovuştura ayın birini bekliyorum...

sn1:en üstteki resmin kemerburgazla uzaktan yakından alakası yoktur...
kemerburgazın yarısı sosyete yarısı çöplüktür...
az birazda normal insanlar oturur...
sn2:ortadaki resim için...ne alaka diyen varsa ordaki kirpi ben oluyorum...

Sedencik-temmuz-2007

taşın altı


soğukca bir hava...
çamurlu bir arazi...
sondajda bir türlü kayaça giremeyen iki tane avanak...
tam işimin ortasında biten bir akü...
arabaya bağlarken kablosu kopan diğer akü...

nasıl başlarsan öyle gider derler...
doğruymuş hakkaten...
işin başında yanımıza montajlanmış mahalleliden bir çokbilmiş yetmedi demekki ..
10 dakika sonra nuhuset karısıda geldi...
adam kazayağı yemiş gibi bir dakika susmuyor...
karşıdaki iki boş parselle yandaki 5 katlı binayı gösteriyor...
onları kaç paraya aldığını söylüyor...
9 çocuk 17 torunu olduğunu ...
karısının teyze kızı olduğunu...
eskiden böyle işler olmadığını...
zeminden çok iyi anladığını...
orda deprem olmayacanı...
olsada bişi olmayacanı...
yapılan işlerin boş olduğunu...
iki boş parsele seneye bina yapacağını...
ama zemin için para vermeyeceğini...
belediyede emmi oğlunun çalıştığını...falan falan...


neyse bitti iş...
karşıya geçmemiz lazım ,bir yer daha var...
neresi karşı...
istanbulda bulunduğunuz yerden suyun öte yanı karşı...
işte öyle bişi...
aletleri toplamaya başladık...
sondaj devam edecek... bir elemanı bıraktık başlarına...
birazda o cebelleşsin...
ıyk ıyyk ıyk sesleri geldi...

2-3 dakika aramanın sonunda ...
1 anne köpekle 5 tane melül melül bakan yavru buldum...
arabaya dönüp mama ve su aldım götürüp verdim...

az önceki mahallenin bokyedibaşısı koşa koşa geldi ...

__siz bunları veryonuz müyendiz hanımda...bu melmekette insanlar,çocuklar aç...
itleri doyurcanıza...onlara yemek neyin verseniz...

__onlarada sen ver ...bak iki tane boş parselin...birde 5 katlı binan var...topla bir kata onları ...yada boş parsele binayı onlar için yaptır...


haklı adam,zorlukla yapmış...
ben ve ben gibiler ,ağaçtan topladık parayı...
zengin olduk...
2 hayali ihracat,3 reklam filmi ki kafam bozulursa bunuda bilahare anlatırım...
öyle kazanıyoruz yani...
belayı veren Allah yanında eşantiyon olarak sabrınıda veriyor demekki...
bu tarz yaklaşım bazen arazideki bir boşboğazdan ,bazen komşu müsveddesinden...
bazende bir arkadaşının dızdısının dızdısından gelebiliyor...
keşke...
''sane ne lan hıyar...paramı napacağımı sana mı sorcam''
cevabını beklemeden...
düşünce sistemini düzgün kursaydı...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazdınız değil mi...

mesela...
1-hayvanlara bunları yapan, insanlara daha fazla yardım yapıyordur...
2-hayvanlarla ilgilenen muhtemelen doğayı bir bütün olarak düşünüyordur...insanada elbet yapar veya yapacaktır...
3-o insan ,bütün olarak düşündüğü doğanın hayvan kısmını ele almıştır...enerjisini oraya yoğunlaştırıyordur...bizlerde ağaçtı,insandı,bitkiydi,kaynaklardı bunlardan birini ele alalım...böylelikle bütünlük sağlanmış olur...
4-ayol ne fena ...orda insanlar dururken burda hayvanlara yemek vermekde neyin nesi...gitsin insanlara baksın...doktor yüzü görmedik çocuklar var...
5-yazık üşütmüştür kafayı...sadece hayvanlarla ilgilenen bir garip insanoğlu...bırak istediğini yapsın...
gibi...

empati kurmak isteyen insanın yolu yukardaki 5 maddenin 4.sü hariç hepsinden geçer...
o zaman ...
4.maddeyi şiar edinen hırtlara ithaf edeyim bundan sonrasını...

yeşil kartı kullanan sen....
su parası ödemeyen sen...
elektriği kaçak çeken sen...
boğaza nazır konduyu kaçak oturtan sen...
deniz manzarası eşliğinde gecelerimizi , kaburga dumanına boğan yine sen...
doğum kontrolü için devlet tarafından götürülen hizmetleri,balon olarak...
yada ağaçlara aşılamada sağlam oluyo diye birbirine ekliyip bağ olarak kullanan ...
olmadı paranoya sınırlarını zorlayıp ''soyumuzu kurutuyoooolar''
diye bağırarak elinin tersiyle iten sen...
sonra senin her gece 23 le 24 arası yaptığın ve dahi yapacağın çocuklarına,sana,dedene,ninene,karılarına,kumalarına bakacak olan benim gibi salaklar ...
öyle mi...
istenen bu yani ...
tufeyli tayfası...
beynindeki 3-5 tane gri hücreyi bile testesterona kaptırmış garabet ucubikler...
el kadar hayvanlara verilen lokmaları sayıp göz dikeceğinize...
hazırda birini bulduk salaktır belki 3-5 te biz yolumuzu buluruz ,nafakayı doğrulturuz diyeceğinize...

çalışın...
burası istanbul...
nasıl olsa doğal ürün adı altında evde boyayı basıp yaptığın salçayıda satsan...
alan salak bulunuyor...
nasıl ki patlayan kanalizasyonla suladığın kıvırcıkları,biberleri ,hıyarları ...
bahçe malı kendim yetiştirdim diye satıyorsunda....
alan salaklar var...sat işte...
para kazan...tebelleş olma milletin başına...


neymiş...
***insan olmak uzun bir süreçmiş...
***uyum sağlamak daha kısa bir süreçmiş...
***insanın doğasında uyum varmış...kutup ayısı kutupda yaşarken insan kısmısı her yerde yaşarmış...
***marifet ...elini taşın altına sokana ''biraz daha sok'' demek değil...
diğer taşın altına kendi elini sokmakmış...
***coğrafi bölgelerle ,kimliklerle,geldiğin /gittiğin yerle ilgili değil...
insan olmakla ve medeniyetle ilgili bir sorunmuş...


Sedencik-şubat-2006

beykoz




beykozdaydı bugünkü arazi...
tek tük erguvanlar başlamış açmaya...
manzara herzamanki gibi muhteşem...
bu kentte bahar güzel zaten...
araziye gelmeye 5 dakika kalaya dek sürdü bu güzellik...
sonrası zulüm...
esiverdiler büyükpatrona homurdanmaya başladı...
yayalara küfretmeye girişti...
yayayken bütün arabalara küfrettiği gibi...

__araba kullanmaktan nefret ediyorum benn...
__kullanma o zaman...
__kim kullanacak..
__ben ...
__olmaz sen benim gibi kullanamazsın...
__ben senin kadar şanslı değilim... tabiki senin gibi kullanamam...
__ne demek bu şimdi
__eh ben senin gibi kullansam çoktan kaptırmıştım ehliyeti...üstelik arkayı kim kontrol edecek...

muhteşem arazimize ulaştık...
yanda devam eden ikiz villa inşaatı var...
Alev Alatlının villalarıymış ...
bunu duyunca patron iyice dellendi...
sevmezmiş...
şaşırmadım ...
çünkü ben severim...

villa inşaatının  tam yanındaki geniş arazide bizim çalışacağımız yer...
iyi güzelde bu araziye giriş yok...
her yer dikenli çalılarla kaplı ...
ota filan elbette alışığız ...
süzülüp kuğularrrr gibi geçiyoruz içinden ama bu dikenler paralar adamı...
patron bana döndü...

sokaktaki 'can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...
 __bu arazi benim boyumda çalıyla kaplı...
-algılama diye buna derim ben-
__evet...napıcaz şimdi bunların bir kısmının yolunması lazım..
__senin için sorun yok Sedencim sen altından geçersin nasılsa ehehehe...
__ahahaha aman ne espri...kaç gün düşündün bu espriyi  yapmak için...

büyükpatron Alatlı'nın villalarında çalışan amele -kalfa hepsine birden dönüp ...
''bunları bi yolsanıza''
dedi...

önce sevindirik oldu adamlar...
ekstradan para kazanmak fikri cazip geldi tabi...
de...
işte büyükpatronun ucuz filan değil bedava işgücü aramakta olduğunu tez zamanda anladılar...

adamlar acı gerçekle yüzleşince ...
işlerine geri döndüler...
çıldırdı patron...
2 elemanla beraber kendi yoldu  bir girişlik yer...
bende meyva suyumu içerken manzarayı seyrettim...
eee işbölümü böyle birşey...

adamlara dünya kadar küfür edildi....
arazide çalışma tamamlandı...

dönüş yoluna geçildi...
yolda su niye bitti diye terör estirildi....
elemanların ikisi işten kovuldu....
çengelköy de bir tanesi geri alındı işe...
kuzguncuğa geldiğimizde diğer kovulan elemanda geri alındı...
kuzguncukta fırından galete alınmak istendi...
harran ovası kadar yer...
''burda durulmaz'' diyerek pas geçildi...
böylelikle kuzguncukta durulmayacağını oranın bir transit geçiş bölgesi olduğunu anladık...

Sedencik-nisan -2006

araz arazi



dün ve bugün arazideydim...
yorgunluktan paspas gibi oldum...


**ağaçları tekmelemesini...
**yerdeki çamurları mıncıklayıp sonrada saçlarını toplamasını...

**tali yoldan 90 km hızla haşırt diye ana yola çıkıp ,
ana yoldan normal hızında seyreden bir aracın önünde saksağan gibi kalmasını...
sonra adamın bize eliyle ''noluyor'' gibi bir işaret yapınca onun peşine düşüp...
büyük patronun sokaklarda adam kovalamasını...

**gökyüzüne baka baka arazide yürürken -ki yukarı bir müşkülünü arz ediyordu herhalde-
1 saat önce açtırdığımız muayene çukuruna  diye düşmesini...
ordan asla çıkmamasını ve avaz avaz bağırmasını...
benim umursamamamı ...
insanların bana önce ''bravo ne sabırlı'' diye bakmasını...
sonrada vazgeçip...
''ne bu ya sinirlerini mi aldırmış nedir'' kıvamında bakmasını...

sokaktaki 'can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

**büyük patronun hala çukurda olmasını....mimarın,arsa sahibinin ...
ve arsa sahibinin bilumum komşularının ve dahi tümmmm mahalle sakini ve çoluk çombalağının... ısrarı ve yardım önerisini reddetmesini ...
doğduğundan bugüne kadar geçen yaşamını ilk defa o lanet çukurda yüksek sesle sorgulamasını...

**benim işi tek başıma bitirmek zorunda kalmamı...

**hala çukurda olan büyükpatronun başına gittiğimde ...
bana 1 adet cehennem zebanisiymişim gibi bakmasını...

**mimarın bana ''şimdi ne yapacağız'' diye sorması karşılığında.....
işçilere dönüp kapatın çukuru gidiyoruz dememi...
**ve büyükpatronun 130 kilosuyla hiç yardım almadan zınk diye çukurdan çıkmasını ...

saymazsak....
verimli iki gündü...yorulduk ama biriken işler eridi derim...

Sedencik-ocak-2006

yağmurda arazi


bugün hava berbattı...
eee bizde değerlendirip araziye zemin etüdüne gittik...
bizde böyle yapılır ...
güneşli pırıl pırıl,kuru havalarda bilgisayar başında çalışılır..
gökyüzü delinmiş gibi yağan havalardada araziye gidilir...
bunada büyük patron karar verir...
alıştık artık ıslak fare gibiş çalışmaya...
sabahın 7 sinde başlayan maraton saat 15 te bitti....
adı lazım olmayan iç çamaşırlarına kadar ıslanıldı...
çamurlar paçalarımızdan aktı...

giderken başladı zaten tantana ..
herkes kötü araba kullanıyor...
kim iyi kullanıyor ..
bir tek büyük patron..
bu yağmurda cam açık patronun kafa dışarda
her geçene araba yaya vs...
ya sürücülük dersi ya yürüme dersi veriyor...
nasıl veriyor?
elbette küfrederek, bağırarak olmadı böğürerek...

peki bu temponun arasında ne zaman mola verilir?
büyük patronun karnı acıkınca.....
benim yada başkasının karnı acıkırsa ne olur?
büyük patronun acıkması beklenir...

yolda:
__Allah kahretsin kuş ezdim ben...
diye bağırdı...
__saçmalama patron ne kuşu
__görmedin mi
__ya 2 sn kafamı yana çevirdim o kadar yoktu ortada kuş muş...
__ezdim diyorum sana..dönüp bakıcam
__peki dön bakalım...ama olsa görürdüm ben...
__dedin ya 2 sn.kafamı çevirdim diye...demek kafan bir karış havada sağı solu seyrediyorsun...
__hayır sen müthiş sürücü olduğundan iş bölümü yapıyoruz ya unuttun mu...
hanisen direksiyondayken yan aynalar ve arkayı ben kontrol ediyorum...
hani geçen gün ''bu vites 3 e geçmiyor şunu geçirsene'' dedinde arkadakilerde sayende  şok geçirdi...hatırladın mı...
__tamam ya neyse kuş nerde...
__yok işte ortalıkta kuş filan sen gördüğünde tam olarak nerdeydi...
__önümdeydi son anda gördüm duramadım ...
__kuş napıyordu...
__yürüyordu işte napcakkkkk...
__hııııı desene şunu baştan...

bilmeyenler öğrensin kuşlar genelde E-5 te yürüyerek gezerler...

sokaktaki 'can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

__heh burda işte buydu...
__patron o poşet...
__ee tamam...
__nasıl tamam...kuş nerde...
__aynı şey işte...
__hıı anladım...
__şöyle hıı deyip durma nolmuş kuşa martıya benzetmişim olamaz mı...
__patron bak inat etme Mustafa iyi adamdır hoşsohbettir,kafa dengidir bi gidip tanış seversiniz birbirinizi...
__ne işim var be benim psikiyatristle...zaten her bulduğunu bu herife yolluyorsun...
ortak mı çalışıyorsunuz nedir... o kadar iyiyse kendin git o zaman...
__ne halin varsa gör...

eve döndüm..
donmuşum...
montumu bile çıkarmadan gidip kombiyi açtım sonuna kadar..
aradan yaklaşık 1 saat filan geçti hiçbir şekilde ısınamayınca önce battaniyeye sarıldım..
ellerimi petekde ısıtmak için uzattım ...
buz gibi ..
kafa mı kaldı...
gidip kombinin sıcak su ayarını açmışım...


Sedencik-ocak-2006

parsel 11



yeni aldığımız Cafer efendi ilk iki gün üstünde dokunsan dağılacak kıyafetleriyle...
-bir çizgi karakter vardı pırtık diye bilen bilir-
geldi gitti...
geçtiğimiz çarşamba günü bir baktım ...
temiz pak bir pantolon, bir gömlek giymiş arz-ı endam eyliyor...

'Cafer kravatı unutmuşun' dedim...
''evde bir tane var yarın giyim mi''
dedi...
tabii ne demek bizlerde zaten kokteyl elbiselerimizle geliriz araziye...
başladık güne aradan 1 saat geçti geçmedi...
elemanın biri geldi yanıma...

__bu adam bizlemi kalcak hep
__kim
__Cafer
__niye noldu...işe yarıyor işte adam..
__napıyorki ben onun yaptığı işide yaparım
__hadi be sana 5 tane kaz versem 4 ünü kaybedip gelirsin...
git işinin başına 1 jeofon daha giderse siz ödersiniz gözünüzü açın...
__ama geçen senede inek metreyi yedi ben o sırada arazinin öbür ucundaydım...


hakikatende doğru söylüyor...
geçen sene Allahın cezası bir inek tarafından metrem yendi ...
ööleee gözümüze baka baka afiyetle yedi...
bu salak elemanda
''geviş getirir onlar o zaman belki çıkarırda alırız ''
gibi salak bir lafı bizim arazi günlüğümüze geçirdi...

iş devam eder bizler karıncalar gibi çalışırken bir hatun çaydanlık ve bardaklar elinde geldi...
çay servisi...
teşekkür ettik duacı olduk...
mola verip afiyetle içmeye başladık..
bizim Cafer yine geldi yanıma

__biz şimdi belediyedemi çalışıyoruz ...
dedi...

'hee'
dedim gitti...
yorgunsam...canım konuşmak istemiyorsa herşeye ''he he'' derim geçerim...
bliyorum berbat bir huy...

sokaktaki 'can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

mola bitti çalışıyoruz köleler misali...
meraklı 2-3 kişide yan tarafta seyrediyor ...
Cafer efendi o kısıma geçince baktım bunlarla bişiler konuşuyor...
boşverdim...adam işini gayet güzel yapıyor...
herhalde köylüsünü filan buldu laflıyordur diye düşündüm...
işime döndüm...
bir daha baktığımda  o 2-3 kişi olmuş 9-10 kişi ...
1 tanesi bize doğru gelmeye başladı...
elemanlardan biri gitti ''ne var''
diye....
bana döndü ...
heh işte bana dönmek demek sorun var demek...
geldi adam...

 
__ben 11 parselde oturuyorum benim evde dahilmi
-bu arada adamın yüzü horoz ibiğine dönmüş-
__neye dahilmi
__istimlak edilcekmiş buralar...
__nerden çıktı kardeşim bu...
__duydum ben çevrem geniştir...amcaoğlum belediyede çok sevilir orda çalışıyor...onu arayacam...

__git başımdan be kimi arıyosan ara...cafeeeeeeeeeerrrrrrrrrr
__efendim ...buyur...
__bunlar senin köylün mü cafer
__evet ama ben bir şey demedim...
__neyi demedin
__buraların yıkılacağını demedim...
__peki sen belediyedemi çalışıyorsun Cafer
__evet
__ne eveti lan
__değil mi ki...
__ne zamandan beri çalışıyormuşsun..
__beni aldınız ya işe ...işte o günden beri
__hay boynun altında kalsın Cafer...ne belediyesi ne istimlakı...

 
bir devlet dairesinde yada kurumda müdür yada şefi iyi tanıycana odacıyı tanı...
mantığı burda devreye girer işte...
tamam Caferde şaştı bu sistem...
ama bazende şaşmaz...
düşünsene...
yememen gerektiğini düşünmüşse...
akrabanda kankinde olsa hiçbir hekim burger kingin
soğan halkalarını ,patateslerini cebine koyup sana getirmez...
ama hastabakıcı getirir...
doğru ata oynamak lazım :)

Sedencik-ağustos-2006

gitti jeofon




bu hafta başından beri günlerimin çoğu arazide geçti...
ve pazara kadarda devam edecek..
her bir kasım kemiğim ayrı ayrı ağırıyor sanki....
hepsini tek tek hissediyorum...
hani idmansızda değilim ama demekki kapasite üstü yük yüklemişiz bu fani bedene....
olsun buda geçer...
yeterki ruh yorulmasın bir tek o yorgunluk geçmiyor geçsede izi kalıyor...

ilk gün iş çok fazlaydı bir işçiye daha ihtiyaç duyuldu...
nerde bulunur ...
aklınızda olsun inşaatlarda bulunur...
gidin bas bas bağırın ''eleman lazım'' diye 5 tane birden geliyor...
inşaatın birinde baktık molozları süpüren sıskamı sıska bir adam...
büyükpatron ''olmaz'' dedi sıskaymış...
film çevirtmiycez  ya dedik ...
çağırdık adamı...

__adın ne
__Cafer...

nasıl bir alaka kurdum bilinmezde aklıma bizimkiler dizisindeki kapıcı geldi...
inşallah huyu benzemez dedik...
sabah ve akşam birer kere beton sulayıp birde moloz döküyormuş...
işi zaten hafif..
aldık caferi yanımıza...
ilk gün ona neler yapacağını nereyi kazacağını şunu bunu anlattık...
bir ara yanıma geldi...

__şimdi bu yaptığımız işin adı ne ...
__etüd ...git metreyi tut...
__anladım tamam...

akşamüstüne doğru biraz daha alıştı bize...
çocuklarını evini filan anlattı bir mola zamanında...
hadi bişi itiraf edeyim...
staj için gelen öğrencilerin bir kısmından daha kısa sürede algılıyor ve sahip çıkıyor işe...
ben bir saatte bir lafı 10 kere filan tekrarladığımı bilirimde....
kısacası sevdik bunu...
eh kalsın her araziye alalım Caferide dedik...

ertesi gün her zamanki gibi itiş kakış bağırış çağırış gittik....
ilk arazimiz muhteşemdi dikenler içinde 3 dönüm...
asıl arıza araziye yerleşince baş gösterdi...
her yerden çocuk çıkıyor....
olamaz böyle bişi...
3-5-3 diil...
sanki o mahallenin tamamı çocuk...
pigmemi acaba diye baktım yok diil...
sanki tırlarla getirilip bir anda arazinin ortasına boşaltıldılar...
durduk tabi...
çalışmanın imkanı yok kabus gibiler...

sokaktaki 'can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

büyük patronun yüzü geçen zamanla doğru orantılı morarıyor...
bu çocukların bir yerlerde bir aileleri filan elbet vardır...
mantar gibi yerden bitmediler herhalde....
5-10 büyük dışında ortada kimse yok...
onlarada soruyorsun
''bu çocuklardan bir kaçı senin mi ''
diye ...
''hayır'' diyorlar ...
bu çocuk enflasyonu'nun yaşı aylıktan başlayıp 15 e kadar çıkıyor...
altı bağlı çocuklar var içlerinde...
milletin çocuğunu gözünün önünden çalıp gidiyorlar...
demekki bu insanlar...
organ mafyasından ,sapıktan şundan bundan korkmuyor...
vardır bildikleri birşey....
ilginç...
bunlara bir digitürk filan götürse birileri acaba onla oyalanıp çocuk yapmaktan vazgeçerler mi....

en iyisi anlaşma yoluna gitmek diye düşündüm...
en büyük çocuğu çağırıp biraz rüşvetle çember dışında tutmasını sağladım tüm çocuk tayfasını...
şöyle bişi var...
sistemi enter' lıyıp vuur diye bağırdığımızda diğer taraftan biri diğer sistemi harekete geçirir...

veletler doğal bir koro oluşturdular...
''vuuur'' diye her bağırıldığında onlarda tek yürek...tek ses...
''vurmaaaaaa'' diye bağırıp hep bir ağızdan kikirdiyorlar...
biz ciddiyet kontrolünü kaybedip gülüyoruz...
gülünce bu çocuk ülkesi cıvıyor...
Allahtan en büyük aldığı paranın hakkını veriyor ve alacağı diğer yarıyı düşünüyor...
o parayı o şartla verdim...

__bandın dışında kalacak herkes bir tanesi girerse kalan parayı vermem
dedim...
para mı basıyorum ben...

hem işi kontrol edelim hemde veletleri kontrol edelim diye...
tüm ilgimiz arazinin bir bölümüne yoğunlaşmışken...
büyükpatronun çığlığı duyuldu...

__jeofonnnnnnnnnnn
__ne diyorsun , ne jeofonu
__baksana köpek kaçırdı...

hakikatende...
bir karabaş ağzında jeofon ,kablosundan yakalamış...
cirit atıyor etrafta ...
işe yaramaz bir elemanda 40 yılın başı nazik kıçını kaldırıp ...
köpeğin üstüne doğru koşmaya başladı...
halbuki...
bu adamı bırak arazide koşarken  hızlı yürürken görmedim....
büyükpatron bu konuda kayıt dışı çünkü ölümüne korkar köpekten...
uzaktan sever ...
Cafer olayı anlayamadı önce ,köpek saldırıyor zannetti...
hoşt hoşt nidalarıyla o'da başladı köpeğin üstüne gitmeye...
ve o ana kadar sadece bizim ilgimizi çekmek oynamak amacında olan bu köpecik...
salak eleman sayesinde...
korkup...
ağzında jeofonla yaldır yaldır kaçmaya başladı...

elemanla işçiyi en  zarif kelimelerle geri çektim...
emektar sırtçantamın gözünden poşetteki köpek mamasını çıkardım...


__gel kuçu kuçu ....lütfen gellll...noooluurrr gellllll...

ı-ıh gelmedi...
satmadı jeofonu bir avuç mamaya...

Sedencik-ağustos 2006

ustalar ustası...





bütün hafta fizibilite vardı yine ...
dünkü arazi...
yeni gelişecek ve dolayısıyla ...
yeni zenginlerin bir süre sonra...
uydu kent haline getireceği yerlerden birindeydi...
salak stajyer haritayı ofiste bıraktığından...
büyükpatronunda paranoyaları,obsesyonları
ve doğal getirisi olan berbat huysuzluğu şu aralar pik yaptığından...
herzamanki gibi elimizdeki pafta adres vs. ile iş yapamazdık ...
arazi sahibini yedeğimize alıp kılavuzluk yaptırıp öyle ulaşmalıydık sahaya...
arazi sahibinede eziyet bizede eziyet...
zaman çakışmaz...
adam geveze çıkar...
iş aksar...
vs. vs.

adamın kartında yazan iş adresine gittik...
bir apartmanın altında 20 metrekarelik bir dükkan...
ne dükkanı belli değil...
tabela filanda yok...
heryeri cam...
içerde bir masa 3 sandalye...
masa üstünde bir telefon var...
başkada hiçbirşey yok...
adamda yok zaten...

kapı duvar...
büyükpatron yan taraftaki duvara homurdana homurdana tekmeler indirirken...
bizimkilerden biri kapının yanında bulduğu pirinçten mini aslan başı zile bastı...
hani şu aslanın ağız kısmında düğme var...
düğmeye basıp zili çalınca aslanın gözlerinde kırmızı ışık yanıyor filan...
işte ondan...
gözümü dikmiş patronun ayağına bakıyorum...
bakıyorum çünkü...
eskaza o ayak duvarın kötü bir yerine gelip ...
şöyle ucundan azcık acırsa filan...
avazı çıktığı kadar yakacağı ağıtlar sayesinde ...
nasılsa bütün mahalle çıkıp bize bakacak...

o da homurdanıyor elemanı fırçalıyor...
__içerde böcek bile yok ne halt etmeye çalıyorsun o zili ...
diye...
oysa...
bizimkilerin zili çalması işe yaradı...
yandaki kahvenin kapısı açıldı ...
bir adam hızla yanımıza geldi...
zilin bağlantısı kahveye mi yapılmıştı anlamadım ama...
sonuçta zaten önemli olan adamı bulmaktı...

mini izahat verdi arazi sahibi...
dükkanı ofisiymiş ama zaten önemli değilmiş...
çünkü emekliymiş...
gün mü ...yıl mı ...yaş mı ne ...
işte öyle birşey bekliyormuş ...
arada bulursada tanıdıklara arsa alım satımı yapıyormuş...
boş dükkan sıkıcıymış o yüzden kahveye takılıyormuş...
emeklimizin yaşıda olsun olsun 35-40...
iyi ya...
takılsın herkes kafasına göre...

yola çıktık...
adam arabasıyla kılavuzluk etti...
daha doğrusu...
kargalara rahmet okuttu...
3 kere aynı sokaktan geçip...
2 kerede sonu otluk çalılıkla biten çıkmazlara girip...
büyükpatron torpidoyu tekmelerken...
daracık yollardan geri vitesle çıkınca...
adamı ...
emekliliğini ...
en çokda sigortalı olma yaşını iyice merak ettim...

sokaktaki ''can''lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi...onların varlığını unutmazsınız değil mi...

zaten sık soru sormam...
sorarsamda düz sorarım...
tuzak sorucularda var biliyorsunuzdur...
hani çaktırmadan sorup ...laf almaya çalışan...
hani
''ilkokula nerde başladın''
diye sorar...
arkasından gelen soru
''yıl kaçtı'' olur...
yeri yılı söylersin ...
halbuki onun yer filan umurunda değildir...
karşındaki kurtlu kaşar kıvamı
o arada çoktaaan parmak hesabı yapıyordur bile...
ilkokula 6-7 yaşında başlanır...
şu yılda 7 yaşındaysa 2010 da kaç yaşında olur
diye...

sayısız çoğalır bu örnekler...
cin ya bunlar...
direct soru sormaz...
dolaylı sorar...
yem atar,olta çeker filan...
kendi allame geri kalan enayi ya...
o oltayla anca çırçır yakalar halbusi...
ya evet böylede bir kelime var...
''k'' yok ''s'' var ...
halbuki değil halbusi...
aksandan mı kaynaklanıyor bilmiyorum ...
ama ...
gerçekten müthiş sevimli geliyor bu kelime bana bu aralar...

neyse...
sordum bu adama kaç yaşında sigortalı olduğunu...
dayısının fırını varmış ekmek,kurabiye pasta yaparmış...
bu da 15 yaşında dayısının yanında hamur ustası olarak işe başlamış...
sigortada öyle başlamış...
sonra pek birşey yapmamış...
ama...
emeklilikde öyle gelmiş...
hani ...
çırak,getir götürcü,servis elemanı falan dese takılmayacam öyle çokda...
adam hamur ustasıymış 15'inde...
bak sen yahû...

kendi arazisine 5 kayboluştan sonra gittiğimize göre...
üstelik...
onun dünyada bugünkü duruşuna bakınca...
sonrada zamanda geri sıçrayıp onun 15 yaşına uzanınca
1 e 1 milyon bahse girerim...
bu herif 15 ' inde bırak hamur ustası olmayı...
anasının eteğinin üstünde oturmuş şebelek şebelek etrafı seyredip...
parmağını emiyordur kesin...
miskette ütülen,çivide çakozlayan,
saklambaçta oynarken saklanıpda kendi kendiciğine kaybolanlardan olduğunu...
bakkaldan ekmek almayı beceremediğini tahmin etmek için ...
benimde allame olmam...
gerekmiyor...

kimi ...
yıllardır emek verdiği işten kazanması gereken emeklilik hakkını...
bir çırpıda yitirirken...
4c lere filan toslarken...
kimi 15-16 sında şirketler kurarken...
bu da 15'inde hamur ustası oluvermiş ...

demek bu şebeleğin çakal babasıda baktı baktı oğluna...
''len bu herif bırak çalışmayı para kazanmayı emekli olmayı...
pantolonunu bile toplayamaz iyisi mi ben bunu şimdiden sigorta ettireyimde
3-5 kuruş emeklisi olurda birde sağlık neyin devlet bakar işte''
dedi herhal...
iyiii...

sn:burçak tarlası'nı '' kardeş türkülerin'' bu başarılı yorumunun yanısıra...
birde...
bulursanız Tülay German ve Ruhi Su'dan dinleyin...

ferişşş...









yine gitti ...
uzun sürecek bir arazi varmış...yolda uzunmuş...
2 gün kalınacakmış...
çançançan telefonda konuşmalarından anladım...
biraz üfledi püfledi ama...
galiba ilginçde geldi...
sırt çantasına doldurdu bişeyler...
geldi gitti öptü kokladı korsiyle beni...
koşa koşa gidip boylu boyunca kapının önüne yattım...
kapıyı açamasında gidemesin diye...
üzüldü ,kucağına aldı mıncıkladı ...
bu seferde ulumaya başladım...
korsiyi çağırıyorum yardıma gelsinde kapıyı tutalım gidemesin diye...


yok ...
mubarek kedi değil ,kış uykusuna yatmış ayı sanki...
geçmiş sepetinin içine yalanıyor sakin sakin..
yırtıyorum kendimi ...
yahu koşsana ,gelsene...bak gidiyor...
ı ıh tınmıyor bile...
kulağımı öptü,çekti gitti...
eee nolcak şimdi ...
kim bakacak bize...
ya çiş kumumuz kirlenirse...kim temizliyecek...
gece kime şımarıcam ben...
yatakta kimin tepesine çıkıp uyuycam....
dağıtmam mı şimdi bu evi...heryeri birbirine katmam mı...
yok dağıtmamalıyım çünkü o zaman kendimde sıkılırım...
biz kediler düzenli ve huzurlu evleri severiz ...
hoşlanmayız öyle kargaşadan...
tozdan dumandan...
öff kala kala ekselansa kaldık şimdi...
acaip canım sıkılıyor...
adam yemek yiycek...çay içicek...sonra kumandayı alıp zaplıycak...
sonrada uyuyacak...
sedencik öyle yapmıyor...
tarıyor bizi,ben sevmem taranmayı ama korsi seviyor....
kanape altlarına kaçırdığımız farelerimizi bulup veriyor...
oynuyor bizle...
telefonda konuşurken bile burnuna girip ahizeye mırlamama izin veriyor...
kitabını koltuğunun altına alıp mutfağa su almaya gittiğinde ...
ben hemen anlarımki uyku vakti gelmiş...
koşa koşa ondan önce giderim yatağa...
patiler yorganı kaldırırım,girip içeri onun yerine yatarım...
korsi kibarcıkdır...
gidip ayak ucunda yorganın üstünde yatar...rahatsız etmek istemez...
enayiliğine doymasın...
hiçde bile rahatsız olmuyor...oluyorsa da bişi demiyor ki...
yanıma yatıp kitabını okuyor benim gıdımı okşuyor...
o gıdımı okşarken uyuyakalıyorum zaten...

korside bende sıkıldık...
ekselans bizle oynamıyor...
yorgunmuş...
salondaki saksıda duran çiçek muamelesi yapıyo bize...
sedenciğin çalışma masasında açılması biz kedişler içinde...
insanlar içinde ...
biraz zor bir bölüm var...
orda kalem ,elektrik bandı ve badem zulası var sedenciğin...
bu üç benzemezi niye saklar insan...ne alaka demeyin bende bilmiyorum...
oysa elektrik bandı ve rafyayla oynamak çok keyiflidir...
ama rafya...ah o rafya...
işte o ...
bazı bebek kediler için biraz tehlikeli...
biz küçükken sedencik hiç ortada bırakmazdı...

bir seferinde mutfakta unutulmuş...
korside bulmuş...
biz o zaman 3-4 aylıkız ...
evdede kimse yok...
korsi yemeye başladı ...
o kadar ...
''yeme'' dedim...
dinlemedi...
sedencik eve geldiğinde korsi son 10 cm.inide yutmaya uğraşıyordu...
bir gördü bunu...
neyseki paniklemedi...
sessizce yaklaştı...
aynı anda hem korsinin ağzındaki rafyanın azıcık kalmış ucunu tuttu...
hemde buna enseden yapışıp ayaklarını yerden kesti...
milim milim dışarı çekmeye başladı rafyayı...
sonra korsiyi yavaş yavaş yere yüzüstü koyup eliyle sabitledi...
yine milim milim sabırla çekti dışarı...
ahaha bu arada korsinin acaip midesi bulandı ...
biyk biyk sesleri çıkardı hep...
yuh yani kendi boyu bir karış yok...
nerdeyse...
30 cm.e yakın rafya çıktı bundan...
1 sene sonra baktı ki biz artık herşeyi öğrenmişiz akıllanmışız...
rafyalarıda kullanıma açtı...artık oynuyoruz...

işte...
ekselans o zulayı patlattı...
3 tane kalem yürüttü...
sanki evde başka kalem yokmuş gibi...
nihohoho elbette açık bıraktı...
2009 dünya yılı itibarıyla erkekler kapak kapatmayı henüz öğrenemediler...
reçel yediklerini tezgahta kavanozun yanında duran kapaktan...
dişlerini fırçaladıklarını kapağı açık diş macunundan ...
saçlarını yıkadıklarını kapağı açık şampuandan anlıyorsun...
öğrenmesi ve yapması çok zor bir şey olmalı kapak kapatmak...
aslında insanların kadın olanlarıyla erkek olanlarının elleri aynı gibi...
o zaman niye biri yapıp öteki yapamıyor anlamadım...
aslında anladım galiba...
korsiyle benim patilerimde aynı ...
ama kapı ve çekmece açmayı önce ben öğrenip korsiye öğretmiştim...
bende bir tane elektrik bandı yürüttüm zuladan ...
korsiyle biraz oynadık sonra kanapenin altına sakladık...
gelipde onu bulduğunda kontrol eder herhalde artık deposunu ...
sonrada çözer yokluğunda neler olduğunu ...
Allahhhhhh bi çözsün...dönünce şenlik var evde...

ekselans akşam bizi sevdi sonra mutfağa gitti,mama verecek bize....
aldı eline korsinin kutusunu ,ikimizede ondan verdi...
halbuki ben hypoalerjenik mama yiyorum...
sedencik üstlerine yazmıştı kutuların korsi/ feriş diye ayrı ayrı...
kesin 10 kerede telefonla arayıp söylemiştir...
sorunlarım var,arızayım var mı daha...
özel yiyorum işte...
mamanın başında uludum anlamadı ...
patiledim anlamadı....
bende 5-10 tane bişi yedim...salona gittim...
oturduğu koltuğun önüne kustum...
bir panik bir panik...
olsun tabiii beter olsun...
o kadar mavlaya mavlaya anlatmaya çalıştım di mi....
o arada Sedencik aradı telefonla...
bizide sordu..
ekselansda...
__iyiler iyiler hiç merak etme
dedi...
çığlık çığlık mavvvladım...
__yalan söylüyooo...
diye...
herhalde...
__feriş niye bağırıyor dedi...
o da...
__çünküü feriş...korsiyi oyuna çağırıyo dedi...
bir sürü bir sürü bişiler konuştular...
telefonu kapatınca...
ekselans söylendi...
__oyuna çağırma mavlaması değilmişmiş...kedicede öğrenmiş ....
diye...
nihohoho sedencik anlamış işte miyavlamamın türünü...
bu sefer ekselans bana kızdı...
__mikrobik feriş gidip uyusana sende efendi efendi korsi gibi...
diye...
uyuyaım bari...
ben uyurken sizde sokaktaki arkadaşlarıma biraz yemek ve su verirsiniz belki olmaz mı...
uyumadan öncede...
ekselansın dolabın yanına koyduğu çantasında tırnaklarımı bileyeyim...
onun çantasının derisi daha bir güzel geliyor nedense...