bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

günlerin tortusu


''bu siteye erişim yasaklanmıştır'' yazısını görmekten çok sıkılmıştım...
geçti mi yasak nedir bugün çıkmadı...
ayarla oyna vs.
1-2 günlüğüne gir...
sonra yine sil baştan
belki sakin bir zamanıma denk gelse oyun gibi bile gelirdi...
ve hayır sakin değilim...

zaten canım sıkkın...
sistem,sağlık,beklenen beklenmeyen vs.
yazarım belki bir ara ama şimdi değil...
zorlukların üstesinden gelmeli insan...
böyle öğrendik böyle yetiştirildik...
ve fakat sonra...
benim meşrebimdekiler bu anayolda değilde tali yolda ilerlemeye karar verdi...
bunca yılda karşıma çıkan zorlukların sayısını ben bile unuttum...
tavrım yaklaşık şuydu...
dur ve düşün...
bu zorluğu aşınca ne olacak
bana bir hayrı olacak mı
peki aşmazsam zararı olacak mı
iyide hayrın zararın boyutları ne olacak
hadi bana hayrı yok zararı var diyelim
peki bu üstlendiğimin başkasına hayrı olacak mı...
ben aşarsam bu zorluğu...
arkamdan gelenler bir nebze rahat edecek mi...
ne bana ne kimseye hayrı zararı yoksa bile...
peki hiçdeğilse egoma hizmet edecek mi
diyelim o da yok
peki ben bunu aşmayı gerçekten çok mu istiyorum
veya pislik olsun diye aşmalı mıyım
işte böyle onlarca soru
dakikalar içinde kafamda takla atar
eğer hepsine cevabım hayırsa
-burda sır kelime hepsine-
yapmakta olduğum işte zorluk baş gösterdiğinde yapmakta olduğum işi bırakırım...
bir tanesine dahi cevabım evetse devam ederim
ve hayır akıllardan geçmek üzere olan
yılgın ,kaçak ve müşkülpesent tanımlaması beni tanımlamıyor
zira soru-cevap ve karar anım 2-3 dakikayı geçmez...
olsa olsa işin muhteviyati boş gelmiştir...
ve evet zihin okumalara başladım...
moda zaten şimdilerde...

bak basılmamış kitaplar sildiriliyor taslaklar toplanıyor
eminler yani basılınca kıyametin kopacağına...
netten indirildi noldu...
yahu milletin özene bezene yazdığı hakkaten kuş kondurduğu eserlerin ömrü 3-5 gün günümüzde...
ne kitapmış be bu...
bilmediğim neyi söyleyecekti ki bana...
zorluk diyorduk
sanırım yazılı tarihimizdeki ilk ve tek biricik kitap olma özelliğini elinde tutan
basılmadan toplanan kitabın yazarı ben olsaydım...
taslak oluşturma aşamasında yeminle satır satır ezberlerdim kitabı...
adımı dahi silene kadar hafızamda yer açar yine ezberlerdim...
üstelik bunda zorluk bile görmezdim...
inatta bir murattır...
da
kitapla ilgili son dakika paranoyası yapmayayım şimdi iki sn.de...

zorluk japonyada da var şu aralar
ve muhtemelen devam eden zamanlardada olacak
nükleer santrale karşıyız protestolarına katıldığımızda bize ''vatan haini'' diyenler
kafayı önüne alıp düşünmüştür diye umdum ama...
yine yanıldım...
evinizdede aygaz kullanmayın dediler...
çürütmek için şeyttirmiyorum ama 1.si aygaz markadır ekrandan marka reklamı yapmak
haksız rekabet nedeniyle rtük tarafından yasak...
yasak dediğimiz kavram geniş olmakla beraber bu kanuni tarafından yasaktır...
kanunsa irisinden ufağına herkesi bağlıyor ya da bağlamıyorsa kanundur
ayşeye başka fatmaya başka işliyorsa kanun manun değildir
hee aygaza gelince
evinde patlar mı patlar
ölür müsün ehh belki
sızarsa zehirlenirsin
sızıntı farkedilmez bide tetikleyici girer devreyede en sonunda patlarsa apartman havaya uçar diyelim...
diyelim çünkü genelde böyle olmaz
yanıklar yaralar la çoğu insan kurtulur...
yakın lokalizasyondaki bir kaç kişi ölür...
şimdi bunu nükleer santralle kıyaslamak için
çarpım tablosunu bilene 3 katlı integral anlatmaya çalışmak gibi
bir garabete düşmek istemiyorum...
o yüzden sadece şunu düşünelim...
diyelim buraya kuruldu nükleer santral...
japonyadaki gibi bir depremle vurulmamıza gerek yok
zaten kurulum aşamasında malzemeden tasarruf yapılmıştır...
dolayısıyla haftasına sızıntı başlar...
depremin ardından japonya ; santrallerde kontrolünü yitiriyorsa...
bizde tam tersi en pes perdeden ''herşey kontrolümüz altında''nutukları başlayacaktır...

şeydeki gibi...
hani şu çernobil
hani biz çaylar fındıklar radyasyonlu imha edin diye bağırdıkça...
bir ''emek düşmanı'' demedikleri kalmıştı...
onuda derlerdi de emekçiden korkmuşlardır...
hani ardından
bakanların ellerinde çay bardakları
hüpürdeye hüpürdeye içip'' radyasyon filan yok mis misss '' demeçleri ve görüntüleri verdikleri gibi...
hani ardından çapa -cerrahpaşa onkolojinin karadenizden akın akın gelenlerle dolması gibi...
bak mesela şimdi japonya zararı azaltabilmek için 50 kişilik gönüllü...
ve çoğunu mühendislerin oluşturduğu kamikaze grubuyla santralleri soğutuyor
bu 50 kişi ölecek biliyorsunuz tabi...
işin ilginç yanı onlarda biliyor öleceğini...
az biraz empati kursakda böyle bir tabloyla karşılaştığımızı varsaysak...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

bak yine zihin okumalara başlıyorum
akıllardan geçen...
''ne 50 si be bizde 500.000 kişi bulunur gönüllü olarak ölüme gidecek''
olur di mi...
ben 'geçiniz bu hamaset edebiyatını 'diyecem...
aklından 500.000 i geçirenler ''biz kurtuluş savaşını vermş milletiz üzümle çay içerek'' diyecek...
ben
'sen değil dedelerin nenelerin verdi savaşı' diyecem...
o da
''bende onların devamıyım'' diyecek...
essahtan mı
yani biz hakkaten onların torunlarıyız di mi...
hani tohumluk buğdayını o sene sele yele kaptırınca...
ödünç olarak dahi ...
ancak bir önceki yıldan ürününü görüp beğendiği ve kendisine güvendiği komşusundan tohum alan...
dedelerin nenelerin torunlarıyız di mi...
hani mektup yazıp 6 ay sabırla cevabını bekleyen dedelerimizin nenelerimizin torunları...
yani şimdi elimizden cep telofonunumuzu 3 saatliğine alsalar
depresif ruh haline ani geçiş yapıp
seroksatlara sarılmayız di mi...
3 günlüğüne bilgisayarımızı alsalar...
majör depresyonada geçmeyiz...
e iyiii
500.000 kişi demek...
hııı??
hadi anlaşalım...
5000?
500?
50?
5?
1 tane bulunca haber verinde heykelini yaptıralım kurtuluş'un ortasına...

bakınız japonya canını dişine takmış uğraşırken...
evlad-ı osmanlı 24 saat flaş flaşşş diye dönen görüntülerle ibonun başına gelen talihsizliğin arasında...
2-3 dakikalık alt yazılarla ancak öğrendi japonyayı...
hoş tatlısesin sağlık durumundan da önce
sevgililerinin kavgalarını...
hastane bahçesine sevenlerine kurulan çadırları öğreniyordu...
neyseki iyileşti Allahtan...
bende severim bazı türkülerini...
mesela...
''atalım mı barak kızı atalım mı
rakıyıda şaraba katalım mı ''
vardı...
yoksa ''arap kızı'' mıydı
bilmiyorum ama ritm güzeldi...

adaylığı kutlu olsun milletvekili olsun
hatta ilerde başbakan da olsun
niye olmasınki fazlası var eksiği yok...
hiç değilse...
bir iki espri yapar belki şarkı bile söyler
gündem değişir...
akdeniz olur gülümse oluruz fena mı...
olalım...

ama ne yalan söyleyeyim en çok h.uluç ne yazar diye merak etmiştim...
hani garibim defne onda su testilerini çağrıştırırken...
ibo'nun kaleminde yaratacağı çağrışım ne olacak diye merak ettim bir süre...
olmadı onda çağrışım mağrışım...
bende oldu bu sefer...
ferişin girişteki vartuhi'nin kedisiyle olan ilginç iletişimi geldi aklıma...
o da bir sonraki yazıya...

12 Responses to “günlerin tortusu”

Nightmarer dedi ki...

dolu dolu.. ates gibi bir yazi olmus senden uzunca bir aradan sonra..
dogrulari okumak bazen yetmiyor düzelmedigini gördükce daha cok banaliyor insan..

zaten basim agriyor.. icim daralmis..

sende ki..bizim adini koyamadigimiz
SIKINTILAR gecsin gitsin umarim en yakin zaman da..

ben arada cok kapilirim o düsüncelere de yine vericiligi elden birakamam..

hosgeldin seden acma arayi bu kadar bir daha..

hasret senfonileri dedi ki...

PEK İNANMA O KIRMIZI ŞERİTİN YOK OLMASINA .. KİM OYNUYORSA İKİ GÜN SONRA YİNE ERİŞİLMEZ OLUYORSUN.. BENİM SAYFADA "bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" YAZISINI GÖREN MEMLEKETTEKİ AKRABA "EYYYYYYYYWAH" DEMİŞLER.. BEN BİR HALT KARIŞTIRDIM BAŞTAKİLERLE İLGİLİ VE TEK ERİŞİLMEZ OLAN BEN OLDUM SANMIŞLAR.. İSTERDİM ASLINDA ERŞİLMEZ DEĞİL DE VAZGEÇİLMEZ OLMAYI!!.. NEYS-SE!
YİNE DÖKTÜRMÜŞSÜN... ŞİMDİ BEN 6-7 KEZ EN AZ.. OKUYUP AKŞAM SAATLERİMİ DEĞERLENDİRMEK İSTİYORUM.. NE MUHTEŞEM BİR HİCİV KAABİLİYETİN VAR SEVGİLİ SEDEN..
(maaşallah) :))

Sedencik dedi ki...

NIGHTMARER.....iç daralması ortak sıkıntımız şu aralar...
bende umuyorumki geçsin gitsin...
ama sen şu baş ağrına baktır bir ara...
ağrı başlı başına yorucu bir süreç...
tatil hariç bende istemiyorum uzun aralar...
ama biliyorsun bir benim elimde değil :)
hoşbuldum...
sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

HASRETSENFONİLERİ.....o zaman kırmızı uyarı çıkmadan hız kazandırayım okumalara yazmalara...
haklı aslında akrabalar konuyu bilmeyen insanın böyle zannetmesi işten bile değil:)
siz en iyisi vazgeçilmez olmanın keyfini çıkarın:)
sayfamın emin gözlerde olacağını bilmek zaten mutluluk...
teşekkürler yüreğinize...
sevgiyle...

hasret senfonileri dedi ki...

iyi de... şimdi ben vazgeçilmez miyim .. yani?? Mutlu ettin bak durup dururken beni.. Yoksa az önce bir tutam saçımı yolmuştum!!
Ahkam kesiyordu bu gece tv.nin birinde tava kafalı bir badem bıyıklı Japonya'daki 50 kişi için.. "hayır efinim onlar tebdil etmiş durumdalar o buhar onları etkilemez" diyordu.. Allah belamı versin televizyonu kırıyordum az daha.. ya bu yaşta katil olsam ceza almam her halde..

Sedencik dedi ki...

HASRETSENFONİLERİ.....derler niye demesinler...
bakmışlardır korumalı kıyafetlere fazla alengirli gelmiştir...
onlarda o kıyafetin herde deva,ölüme çare olduğunu düşünmüşlerdir :)
saçınızda televizyonda sağlam kalsın...
dediğim gibi bir zamanda çayları içip fındıkları yiyiyorlardı...
Neyzenin dediği gibi...
''türkü yine o türkü,sazlarda tel değişti...
yumruk yine o yumruk,bir varsa el değişti''
ve...
elbette vazgeçilmezsiniz :)
sevgiyle...

Adsız dedi ki...

sedenim ayrık otum.. özledim..
ben şey düşündüm..
bizde de bulunur müdahele için adam diye..
ama felsefesi farklı olur..
türke radyasyon bişey yapmaz.. diye..
hani aidsin yapmadığı gibi..
erkek adam olmak yeter hele bir de türksen sırtın yere gelmez.. dedim..

tüp suratına patlayasıcalar..

öperim..
atalet..

Sedencik dedi ki...

ATALET.....olmaz mı onlar heryerdeler zaten:)
hertür tehlikeden bağımsız olduklarına inanmışlar da
''yaptığından ettiğinden sorumlular''
kategorisindeler mi onu bilemedim :)
bende özledim...
ve sevindim yolunun buraya düştüğüne :)
sevgiyle...

ezgilimelodi dedi ki...

İsmi lazım değil birisi:
"Yahu o zaman doğal gazdan da korkalım!"demişti...
Hay,allaam yaa.Nükleer enerji ile onu bir etti ya daha da bir şey demem...
Cem Yılmaz'ın dediği gibi:
"Kaçııın kaçın radyasyon var"da diyebilir...
Ülke için parçalanırken,parça parça kopuyoruz iyi mi!!
Yazılarını gördüğüm her yere asmak istiyorum.O kadar güzel anlatıyorsun ki..
Gerçi onlar anlar mı bilmiyorum...
:)
Sevgiler

Sedencik dedi ki...

EZGİLİMELODİ.....hakikaten birde doğalgaz kıyası vardı:)
sinir bozmak için özel mi seçiyorlar bu kıyaslamaları
yoksa hakikaten buna inanlar çoğunluk mu diye düşünüyorum ara sıra ve kara kara...
senin bu bütünleyen yorumların yeter Ezgicim...
bakarsın astığında bu seferde güneş enerjisiyle kıyaslarlar :)
sevgiyle...

Devletli dedi ki...

Türkiye'de siyasi parti liderleri parti taraftarlarının anlayacağı dilden konuşur. Kimin taraftar kitlesi neyi nasıl anlıyorsa. Gerçi her biri lafla peynir gemisi yürütür başka bir şey beceremez. Başbakanımız ne dese haklıdır arkasındayız kafasında bir parti tabanınız varsa şanslısınız. Artık yapmanız gereken şey sadece muhaliflerinizi veya sizi suçlayanları bastıracak güçlü sesle esas kendinizin haklı olduğunuzu haykırmaktır o kadar. Hiçbir şeyi ispatlamanız hiç gerekmiyor. Sadece altta kalmayın, sesinizi yükseltin, tabanda güçlü lider imajı oluşturun.
Hayvan dövüşlerini seyretmekten haz alan kitleler başka şeyden anlamaz. Hayvan dövüşleri yaptırmaya gerçek hayvan sevgisi budur diyenlerin neyi doğru olabilir ki? (Başta kanlı horoz dövüşleri olmak üzere hayvan dövüşleri izleme tutkusu bütün Türkiyede tahmin bile edemeyeceğiniz derecede yaygın bir şey - yasak, ceza hiç etkilemiyor)

Sedencik dedi ki...

DEVLETLİ.....destek aldıkları tabanın dilini konuşmaları normal ve olması gereken...
ancak ön plandaki insanların
ki amaç sadece hizmetse...
o dili bir adım ilerletmeleride görevleri olmalı belki...
hayvan dövüşleri içler acısı bir konu...
haklısınız hakikatende kendilerine hayvansever diyor bu yaratıklar...
bir dönem deşifre ekibi üstüne gitmişti bu olayın...
o zamanda söyledim hem onlara hem çeşitli yerlerde yine aynı şeyi söylüyorum...
bu tip olaylarda hayvana insana yapılan zulümlerde...
yapanı doğduğuna pişman eden cezai yaptırımlar yoksa
konuyu görselle taşımanın bedeli
sadece bu olaylarla 10 sapık ilgileniyorsa 20 sapığa çıkıyor hepsi...
yani kaş yaparken göz çıkarmak bu işte...
sağlıkla...