bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

vantilatör çocukları


3 fincan yağmur yağıyor ...

daha yere düşemeden havada kuruyor...
10 dakika sonra katlanarak gelen yapış yapış boğucu nem...
kafanı çevirirken 3 kere düşündüren cinsinden...
mantar gibi biten binalar...

ve...
tüm ülke nufusunun 4 te birinin 81 ilden sadece birinde ...
yani burda ikamet ettiğide aklıma geldikçe
iyice yapış yapış yalaş bulaş hissediyorum...

evde klima yok...
dış ünite...
tarihi eser olma vızıttırısı yüzünden ön cepheye takılamıyor...
arkadaki balkonumu ardiye olarak kullananlardan olmadığımdan...
çiçekli,böcekli ,masalı,örtülü doğru düzgün kullandığımdan ...
göz zevkimi bozmasın diye...
arkayada ben takmıyorum...
iyi işte geçmiş olsun...
kaldı ki aydınlığa filan taksaydım dahi nolacaktı ki dışarıyı soğuturdu ancak...
ben cam kapamam da...
evde arabada hiçbiryerde kapamam...
öyle işte...
eski bir alışkanlık...
zaten...
kışında tepedeki havalandırma penceresi kapanmaz hiç...

rahat ettiren huzur veren...
dışarının sıcak havası içeri girmesin camları kapayalım ve içeriyi soğutalım değil...
bütün camları açalım suni de olsa vantilatör rüzgarımsı bir heyecan yaratsın...
ben vantilatörü unutup rüzgarın pencereden girdiğini düşüneyim.

özlediğim istediğimse elbette gerçeği...
yani böyle dağlardan esen ...
evin içini dolanan buz gibi bir rüzgar...
neyse....
beterini düşününce yeteriyle ikna oluyorum...

çalışma odamda kullandığım bir vantilatör vardı...
yaz başından beri düğmesini çevirdikten 30 -40 sn sonra yavaş yavaş çalışıp hız kazanıyordu...
tamam arızası var...
gittiği yere kadar...
tamir ettirecek halim yok...
üç otuz para bunlar...
iyice bozulsun atılıp yenisi alınacak...
ee önerilen tüketim işte...
piyasa canlanıyor fena mı...

eve geldiğimde ekselans erken gelmişti...
eve her benden önce gelişinde başıma bir iş açılır...
benim çalışma odamdaki vantilatörü salonun ortasına yatırmış...
düz-yıldız tornavida takımını dizmiş yanına...
lokma lokma parçalarına ayırmış...
tamir edecekmiş...

sıcaktan zaten beynim bulanmış...
bir sağına birde soluna iki minik kap koymuş vantilatörün...
hayır cancağızım alete dair bir şey değil o kaplar...
sadece mutfaktan aldığı reçel kaseleri...
ve
içlerinde vidalar somunlar...
'niye ikiye ayırdın bunları' dedim...
kaplardan birini işaret etti ...
__bunlar fazla
__nasıl fazla nerden çıktı bu vidalar aparatlar...
__vantilatörden çıktı ama fazladan koymuşlar...

bu ''imalat fazlası'' geyiğini sadece 3.sınıf sitcomlarda olur sanırdım...
gerçek olabileceği aklıma gelmemişti...

__bunların çoğu çinden geliyor zaten 3 otuz paraya satılan mallar ...
adamlar ucuza mâl edebilmek için içinden parça araklayacağına
içine fazla parça mı koydu diyorsun şimdi sen bana...

cevap vermedi devam etti tamire...
bak şöyle ekim -kasım gibi serin bir hava olsa ne biçim kavga çıkarırdım ben...
bu sıcakta kavga da edemem...
velhasıl olmadı elbette vantilatör...
bu erkek kısmısının
bir yol sorunca...
birde tamir edemeyince özgüvenleri tepetakla oluyor...
itinayla kutuladı paramparça vantilatörü ...
''ben buna sonra bakarım ''
dedi...

çarşıya vantilatör almaya gitti...
20 dakika sonra geldi...
elinde heyula gibi bir kutu...
sanayi tipi vantilatörmüş...
elbette demonte...
yani kendin monte edecen...
e gitmiş kendi almış bırakır mı montajı bana...
bu sefer yeninin parçaları yayıldı salona başladı montaja...

__2-3 dakikaya biter süper olacak...
__ekselans bak korsiyle feriş uzay aracı imal ediyorsun gibi
hayranlıkla seyrediyorlar zaten seni onlara anlat ...
ve o sıkmaya çalıştığın vidaya diş atlattın bence sök yeniden tak...

__hayır hayatım düzgün o...

peki...
montaj bitti...

kafesler filan çelikten imal edilmiş...
çalışma odama götürdü...
çalıştırdı...
dediğim gibi vidalar diş atlamış...
heryeri ayrı zıngırdıyor o ayrı konu...
ama...
en düşükte çalışırken 10 sn.de masamın üstünde ne kadar kağıt ,ataç ...
panodaki iğneli kağıtlar haritalar varsa hepsi yerlere saçıldı...
dolu sigara paketi koridora fırladı...
ortalık birbirine girdi...

ee vantilatör sanayi tipi tamam da ...
benimki basit bir çalışma odası ,sanayi bölgesi değil...
uyum sorunu var yani...

kendi huyuna,suyuna,fiziğine,özelliğine hayran...
yaşam echellerinden değilimdir şükür...
ama
böylesi zamanlarda bu kazandığım sabrım için kendimi ödüllendirmek geliyor içimden...

net'e girdim...
market ürünlerine baktım...
tansaşta buldum bir tane...
sandaletlerimi giydim kapanmadan yetiştim...
rubenis diye bir marka 22 lira...
elbette yine demonte...
kapıda tısladım...
'elini bile sürme'
çalışma odama götürdüm montajı yaptım...
çalışıyor...
ister en düşük...ister en yüksek derecesinde...
tek bir ses yok...vınlama yok...
kağıtlar haritalar yerli yerinde...
neymiş ...
her zaman
çok para=kalite değilmiş...
neymiş...
hayatımız demonteymiş...
artık bir evi parçalarına ayırmak için...
veya
kurmak için...
çekiç balyoz keser balta filan değil...
düz tornavida yıldız tornavida birde alyan anahtarı yetermiş...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

''vayyy sessizmiş hakikaten''
dedi ...
''sedencim cam'ı kapayayım mı içersi daha serin ''
diye devam etti...

ahaha sabrın üstünde tepinmece...
cam kapayacakmış...
mış...


***
**
*
yıllar önce bodrum dönüşü...
uzun süredir görmediği bir-iki akrabasını görmek ve iletilmesi gerekli evrakları elden iletmek için...
izmire uğramak istedi ekselans...
bense ilk defa tanışacağım...
vakit çok kısıtlı...
öğlen 2 gibi izmirdeydik...
saat 5 te filan yola çıkmamız
akşam 9 -10 gibi assosta olmamız lazım...
ki doğumgünü partisine geç kalmayalım...

daha önceki izmir gidişlerim otellerle sınırlı olduğundan...
ilk defa bir eve konuk olacağım...
eve girdiğimde...
ilk yüzüme çarpan ağır durgun ve sıcak havaydı
salona girdik...
salon loş...
camlar pencereler sımsıkı kapatılmış...
tüller güneşlikler ve koyu renk perdelerde kapatılmış...
zifiri karanlık olmasına olurmuşda ...
salonu dönen camların iki kanadındaki perdeyi çekmemiş güneşlikle bırakmışlar...
bir iki noktada da gizli ışıklandırma yardım etmiş ve loş olmuş...

çok zor olmadı...
-35 derecede çırılçıplak soyunup dışarda oturan insan için ne düşünmüşsem...
bunlar içinde onu düşünmem...

salonda 3 tane vantilatör belli aralıklarla sıralanmış ...
3 üde çalışıyor...
ve altlarındaki koltuklarda sebilhane bardağı gibi dizilmiş 9 kişi iletişime uğraşıyoruz...
içlerinden biri...

__güneş gelmesin diye perdeleride çekiyoruz loş geldiyse açayım
dedi...

yutkundum
__yok iyi böyle...
dibini bulduk sahtekarlığın...

kimi sakin ...
kimi neşeli neşeli bıcır bıcır güleryüzlüler sohbet ediyoruz etmesine de...
ortam ters...
var bir yerde bir sakatlık...
çözemiyorum...
tırsmış oturuyorum koltukta...
normal gibide duruyorlar ama normalite ne ki...
hepsi hepsi genele uygunluk hali...
eee bu kapı cam çerçeve ...sımsıkı kapalı izmir sıcağında...
bu normal mi...
üstelik belli mi olur...

mesela...
selomuz var bizim yılların dostu sıkı nükleerci...
zaman zaman azcık paranoyak...
öyle bir gece köprüde rakı içip balık yedik sonra hadi görüşürüz dedik herkes evine gitti...
adam bizden ayrılınca gayrettepeyi birbirbirine katmış...
neymiş
babası iran casusuymuş onu ihbar etmek istiyormuş...
hee babasıda emekli matematik öğretmeni...
tek eğlencesi yetiştirdiği gülleri ve okuduğu kitapları...
birde sıkı akşamcı...
Allahtan emniyet aklı başında çıktıda o aralar fazla sorun çıkmadı...

bir anda ayaklandılar yemek sofrası hazırlamak için...
çok az yalnız kaldım ekselansla...
hemen döndüm...

__hastalar mı...
__ne gibi
__yani şey hani zihinsel,akılsal gibi hı??


baktı şöyle bir etrafa...
__yaa maalesef...


iyice büzüldüm koltukta...
'len şunu önceden söylesene bi kendimi hazırlıyım'
diye boğazına sarılsam...

sevgili yeğenleri ,kuzenleri olan ekselansın ...yılların ardından kıymete binip...
ardından...
bunların 9 unun bir olup beni gebertip bahçedeki yaseminin dibine gömmeyecekleri ne malum...
belli mi olur...
ne dedik...
selo...

bak şu karşı koltuktaki şen şakrak bir söyleyip bin gülen kesin mani atağı geçiriyordur...
mutfakla masa arasında tabak taşıyan ikide bir arkaya bakıyor ...
ne ki bunun teşhisi ...
paranoya mı...
ben böyle tahmin toto oynarken yemek hazırlandı...
oturduk sofraya...
servis yapıldı...
baktım herkes herşeyi yiyor...
iyi
bende yedim kabak çiçeği dolmalarını kalamarları...

vakit doldu...
çıktık her penceresi pervazı perdesi sımsıkı kapalı boğucu ağır sıcaktan...
daha taze
daha aydınlık
sıcak ama ağır olmayan günyüzüne...
yola çıktık...
assos ...
ulaştığım anda toprağını öpeceğim yerde beni beklerken...

ekselans arabada katıla katıla gülmeye başladı...

__nolduuu sedenim deli deliyi görünce çomağını mı sakladı...
__ne alaka...
__yahu sen nerden çıkardın hasta olduklarını...
__görmedin mi ne varsa kapamışlar...
__izmirde çoğu evde yapılır bu dışarsı içerden sıcak olduğu için...
__yaa
__eee öyle...
__peki niye söylemedin...
__o koltukta süt dökmüş kedi gibi sessiz sakin ve sürekli gülümseyen halini bozmak istemedim...
bir daha kimbilir ne zaman görürüm ki...

14 Responses to “vantilatör çocukları”

Çağlar dedi ki...

ya arkadaş ben mi bozuğum, ben direk hiç uğraşmam, hemen yol sorarım. hatta kızarlar yanımdaki hatunlar bana, erken sordum, hiç kendim denemedim diye.

inci çiçeği dedi ki...

hahh ilahi sedencik sendeki ekselans gibilerin nesli tükendi sonuncusu bana düştü demiştim ama, maşallah her yerde bolluk var galiba:))
İzmir öyküne gelince bende egeye gelinceye kadar yazın tüm camlar açık oturulur diye öğrenmiştim ama egede herkes sabah 11 den sonra camları sıkı sıkı kapatıyor dışardan sıcak gelmesin diye, hala alışamadım 21 yıldır:(( sevgileer

hasret senfonileri dedi ki...

HAH... HAH... HA HA HAHAHAAAAAA..

ÇOOOOOOOOK ÖZLEMİŞİMMMMMMMMMM SENİ!

Beni bu kadar sükûna kavuşturan, haz veren, güldüren ve de üstüne üstlük Ç O K beğendiğim blog, inan yok denecek kadar az...
Seni çok seviyorum sevgili Sedencik..

Sedencik dedi ki...

ÇAĞLAR.....ne güzel bir huy işte ...
keşfe çıkarsın haritalı ya da haritasız elbette sormadan kaybola kaybola gidersin zaten keyfi orada...
da...
a-dan b'ye gideceksen ve bilmiyorsan elbet sorulmalı...
kendim bulacam diye aynı sokaklarda 10 tur atmanın mantığı nerede:)
hem ''soran dağları aşmış sormayan düz ovada şaşmış''diyen ataların hepsi birden yanılmış olamaz di mi:)
sağlıcakla...

Sedencik dedi ki...

İNCİÇİÇEĞİ.....bu tamir işlerinde aralarında gizli bir ittifak var gibi:)
valla bende yazın cam çerçeve kapı açık oturulur diye öğrenmiştim hala da öyle bilirim...
haklısın alışamamakta...
sıcağı engellesen nolacak bu şekilde ...
içi ruhu daralır insanın:)
sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

HASRETSENFONİLERİ.....iyiki döndünüz bende çok özlemişim sizi:)
birbirinden güzel sözlerinize içtenlikle teşekkürler...
birazda olsa keyfinizin yerine gelmesine çok sevindim...
bende sizi çok seviyorum:)
sevgiyle...

madrugador dedi ki...

Efendim uzunnn zaman varki bu kadar beni bir solukta okutan bu kadar içten kahkahalar attıran bir yazı okumamıştım.Klavyenizden balmı damlıyor ne.İnanın,o loş odaya bende dahil oldum okurken birden kasvet kapladı içimi,o en köşedeki sehpanın yanına pısmış vaziyette buldum aniden kendimi.Teşekkürler,teşekkürler..

Sedencik dedi ki...

MADRUGADOR.....işte o oda'dan aktardığım yoğun kasvet...
satırlarınızdaki içtenlik ve aydınlıkla birlikte aydınlandı:)
ben teşekkür ederim zarif cümleleriniz için...
ve hoşgeldiniz:)
sağlıcakla...

Nightmarer dedi ki...

Yüzümü gülümsettin yine ve yine )) her daim sende gülesin insaallahh.. ben buralardayim.. okuyorum.. demek icin ugradim sadece;)

Adsız dedi ki...

hahaha sedenin korkmuş haline mi ekselansın sessiz pervane karşısındaki haline mi gülsem bilemedim..
ülkenin dörtte biri demeseydin keşke şimdi daha bi kalabalık geliyolar üstüme..
=)

atalet

Sedencik dedi ki...

NIGHTMARER.....bizse sıcaklarla boğuşuyoruz umarım daha iyidir orda havalar:)
ve amin canım inşallah hepimiz güleriz:)
sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

ATALET.....bu hızla giderse tamamı diyeceğim günler çok uzakta değil herhalde :)
sevgiyle...

NzlGl dedi ki...

Samimiyetiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim

sevgiler

nazlı

Sedencik dedi ki...

NZIGI.....tekrar sabır dilerim...
sevgiyle...