bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

mutlu yıllar



                                                 


hayalimdeki yılbaşı resmine uysun diye biraz kar olsaydı iyi olurdu
da...
sanırım olmayacak
zaten daha gelmeden yoruyoruz...
beklentiler ,yapılamamışlar ,yarım kalmışlar
alayı bir çuvala doldurulup yeni yılın kucağına bırakıldı...
ertelemeye olan düşkünlüğümüzün göstergesi
ertele biriktir
sonra biriktir ve yeniden ertele...
bu yorgunlukta resmin kar bölümüde eksik kalıversin...

yılın sonunda yapılanlanlar yapılamayanların yanında okyanustaki damla gibi durur bende...
nedeni basit...
yapılanları çizerim
ancak
yapılamayanları itinayla hep sonraki yıllara ilave ederim...
liste önceki yıllardan sarkanlarla şişerde şişer
ve
aslında sorulacak tek soru...
insan niye liste yapar?
yani
herbirimizin elinde görünmez görev kağıdı vardırda biz bunları
*görev tamam
*beklemede
*oldu bil
*ertelendi
*bu iş yattı

şeklinde doldurmak zorunda mıyızdır...
değilizdir tabi
eee o zaman zorumuz ne...
şunu daha keyifli hale getirsek
mesela listeyi...
''filmleri evden çok sinemada seyredeceğim''
''kaprisi hayatının özü özeti geneli haline getirmiş insanlara yokmuş gibi davranacağım''
gibi
yapılması kolay hayatı kolaylaştıran ve keyifli maddelerle doldursak...
hayır rahat batmadı...
sadece evde film seyretmek kabak tadı verdi...

hatırlayalım...
1 numaralı murphy kuralını...
''bir şeyi yapmasanda oluyorsa o zaman yapma''

büyük fikir hakikaten...
buram buram tembellik gibi gelsede
değil...
geçen yıllar listesinden eli yüzü düzgün bir madde buldum mesela
'bonsai yapımını öğren, yap' demişim
kimbilir kaç yıl önce...
bunu türkçeleştirirsek şu oluyor...
seralara, yapı marketlere abone ol...
bidik bidik, boy boy altı delikli kaplar al
ısıtıcı al
süzmeyi sağlayan malzeme al...
1 tane 5 tane 10 tane yap
sonra sıkıl
ardından
doğayi minimize edip evin içine tıkıştırmanın anlamsızlığını farket...
ve vazgeç
arada...
sermayeyi kediye yükle
veya
anneannemin dediği gibi
''sultanahmette dilen ayasofyada dağıt''
zor kazanan buna rağmen çok ama çok kolay harcayanlar içindi bu laf...
çocukken harçlık biriktirirdimde bazen
tam
''afferim çocuğum tutumlu olmak güzeldir ''diye ağzını açacakken...
onca zaman biriktirdiğim parayı 10 sn.de harcadığım ortaya çıkardı...
öngörülü kadınmış vesselam...
neyse...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

bu sene evdeki çam yıpranmış biraz...
alt satırdaki parantez içindeki cümleyi yüksek sesle
ve tekdüze ve asla tonlamadan ve mimiksiz ....
hatta mümkünse ileri geri sallanarak okuyabilir miyiz lütfen...
başladık...
aç parantez...
noel 24 aralıktadır...
gregoryenlerinki 6 ocaktadır
31 aralıkta çok uluslu çok uluslu yeni yıla girişi kutluyoruz...
vaktimiz ve paramız çok olduğunda aya ve haftaya girişleri kutlamayıda umuyoruz...
muazzez ilmiye çığ'ın araştırmasına katılıyoruz...
yeni yıl ağacı bize aittir...
ilmiye çığ'ı tanımıyorsak veya tanıyorda araştırmalarına katılmıyor ya da ikna olmuyorsak...
anadoluda bir bozkıra vuruyoruz kendimizi...
inler cinler top oynarken kel bozkırda bir garip ağaç illaki görüyoruz...
güneş vurdukça rengarenk ışıl ışıl
yaklaştıkça cıvıl cıvıl...
biraz daha yaklaşınca her dalından ayrı sarkan bin türlü çaput görüyoruz...
''aaa uzaktan yılbaşı ağacı gibi''
di mi
cıkssss
diil
yılbaşı ağacı ; aslında aynen bizim bozkırın dilek ağacı gibi...
kapa parantez...

hıı ne diyorduk
çam yıpranmıştı biraz...
birkaç dalı çıkmıştı yerinden biraz sağlamladım idare eder
aslında bugüne kadar nasıl idare ettiğine şaştım...
kedi dediğin ağacın üstündeki topları süsleri yürütüp
kendine oyun icad eder...
korsiyle feriş in oyunu bir başka...
feriş alt dala zıplayıp tırmanarak üstlere çıkıyor korside aşağıda miyavlayıp geri çağırarak
onu bekliyor
gün içinde kimbilir kaç kere tekrarlanıyor bu in-çık oyunları
yıllardır ağacın sadece 2 kere devrildiğini gözönüne alınca
demekki epey dengeli hareket ediyorlarmış...

küçük sevinçlerin tadını çıkaramayan büyük  keyifleri yakalayamazmış...
tek birgün mola verelim koşturmaya ,strese, hayatın yüküne...
sevinelim sevindirelim...
insan hayvan farketmez birini mutlu edelim...
karamsarlık bulaşıcıdır
ama
mutlulukda bulaşıcıdır...
aralarındaki fark
biri aşağı çeker
diğeri yukarı iter...
hediye verelim
nedir ki hediye
kdvsi sıfır diye pırlanta değildir herhalde
bazen süslenmiş bir kavanoz reçel
bazen bir dal çiçektir...
sahip olduklarımızın ve yanımızdakilerin kıymetini şimdi şu anda ertelemeden bilelim...
birgün kıymetini bilmeye karar verdiğimizde yanımızda olmayabilirler...
ille fiziksel yokluk değildir bu...
sıkılıp gitmekde yokluktur...

çoook mutlu ,sağlıklı ,huzurlu, güzelliklerle dolu harika bir yıl olsun...
yeni yılınız kutlu olsun...
sevgiyle...


                                 

çarşıdan aldım bir tane...

 



yukarda gördüğünüz kap 2010 'a giderayak damgasını vuran yılın icadı...
''nar ayıkla'' adıyla satılıyor...
nar yemeyi severim ama ayıklamayı sevmem...
meyva sıkacakları yaygınlaştığından beri suyunu içiyoruz içmesinede...
aynı şey değil...
tanesiyle yemek daha keyifli...
eh bunun içinde sabır gerekiyor...
o taneler illaki sıçrayacağından üstünde açık renk bir kıyafet olmaması da gerekiyor...
benim için en uygunu
evdekilerden ya da gelenlerden en sabırlısını gözüme kestirip narı önüne itelemekti...
1 taneyle başlar sonra mutfaktan 2-3 tane daha bulup onlarıda araya sıkıştırırdım...
taa ki yukardaki bu şahane kabı bulana kadar böyle götürdük nar konusunu...

yılın icadı kabımızı
eve gelirken çarşıda bir dükkanda gördüm...
sudan ucuz 3 lira hemen aldım...
bence kaçırmayın sizde alın...
yolda yürürken ertesi akşam anneme eşe dostada 1 er tane almaya karar verdim...
sonra kabı çıkarıp üstündeki bantta yazan kullanım kılavuzunuda yolda okudum...
2000 liralık buzdolabının ,televizyonun içinden çıkmıyor böylesi adım adım anlatım...
dahiyane bişey...

narı ortadan ikiye kesip
üstteki beyaz altıgenlerden oluşan tak-çıkar plakanın üstüne koyuyorsun filan...
eve yaklaşırken o ayrıntılı dahiyane açıklamalara rağmen
hala narın bu kaba döküleceği konusunda soru işaretlerim vardı
ama
üretici kadar akıllı olmadığımı düşünüp üstünde durmadım...
ve değişmeyen tek şeyde bu fikrim oldu zaten...

kabı yıkadım...
narları çıkardım...
dahiyane kılavuzumuzdaki anlatım üzre enlemesine kestim altıgene yerleştirdim...
yine kılavuzumuzda yazıldığı gibi çelik bir kaşığın tersiyle hafif hafif nar a vurdum...
öyle yazıyor ''hafifçe''diyor...
2 tane düştü bile kaba...
işte mucizeee...
sonra baktım devamı gelmiyor...
belki dahiyane kılavuzda baskı hatası vardır ''sertçe''yazacaklarına ''hafifçe'' yazmışlardır''
sertçe vurdum...
5 tane daha döküldü...
baktım olmuyor
pirinç havan elini aldım onla vurdum
3-5 tane daha döküldü...
kalanları ezilmeye kabuğuda delinip heryere sıçramaya başladı...
tamam kesin baskı hatası vardır bu yılın icadında...
belkide enlemesine değil boylamasına kesilecekti...
2.narı aldım bu sefer boylamasına kestim...
sırasıyla aynı işlemler sonucu 3-5 tanede ondan döküldü...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

hmmm sonunda anladım ''nar ayıkla''nın ne işe yaradığını
ziyan mı olsun iki tane pırçıklanmış nar oturdum tek tek ayıkladım ...
yılın icadı kabın içine koydum...
demek ki kabın asli görevi kullananı motive edip nar ayıklamaya teşvik etmekmiş
ben yanlış anlamışım...
fonksiyonelliği ise salata yapacağın zaman eline havucu alıp...
''küçük küçük ol ve tabağa atla havuçcum''
demekle eşdeğer...

üreten sanırım ''bu saçma sapan aleti kimse almaz ama ya tutarsa'' diye bir deneme yaptı
bende alırken 'bu kap nar mar ayıklamaz ama ya ayıklarsa' diye aldığımdan
olsa gerek
düşünce parallelliği mi yakaladım nedir
zerre kadar kızmadım...
elbette yılbaşı yaklaşıyor diyedir bu iyimserlik dozumun artması...

ekselans mutfağa gittiğinde nar dolu kabı görünce...
__aa nar mı ayıkladın
__yoo o nar ayıklama aleti zaten
__hadi canım
__bak bu kağıttada açıklaması var
okudu
__nerden buldun bunu ne yani üstüne vurunca dökülüyor muymuş
__evettt
__atıyorsun abuk sabuk bi kap bu...
__atıyorsam o kadar nar nerden çıktı...

evet yinede inandırıcı değil...
olsun
zaten zar attığım konuda inandırıcılık değil...
toplumsal ortak noktamız
'biz denemeden inanmayız' a attım o zarı
sahne çekici
mutfak tezgahında vızıttırı bir kap duruyor
içi nar dolu
birde nar ayıklamaktan kesinlikle hoşlanmayan ben duruyorum...
ve iddiam o vızıttırı kabın o narları ayıklamış olduğu...

mesela
''yeni boyanmıştır lütfen dokunmayın'' levhalarını eski sıklıkta görmememizin nedeni...
akılların başa gelmesi...
parmaklığı,duvarı boya
üstüne birşey yazma kimse dokunmuyor zaten hatta farketmiyor bile...
ama
boya ve aynı zamanda üstüne dokunma diye yaz...
bak bakalım noluyor...

o da aldı bir tane nar
kesti kabın üstüne koydu-vurdu-tepindi olmadı ...
bıraktı kenara...
__atıyorsun demiştim di mi olmadı işte...
__ne yani şimdi ziyan mı olsun o cânım nar ayıkla bari...

ayıkladı...
ne demiştim...
motivasyon kabı...
oluyormuş işte bak...