nohutlu iskender
yağmurla, rüzgarla ,parçalı bulutlarla geçen bir tek güne bin şükür ettiğim geçtiğimiz hafta...
bambaşka bir iş için ayvansaraya gitmişken
dönüşte yolumu tahtakaleye düşürdüm...
yolda seyyar bir tezgaha tepeleme çalı gibi birşeyler yığmış bir adam vardı...
başında bir sürü insan...
civardaki esnaf ve müşteriler
1 lira verip alıyor 1 demet ...
sonra demetten bir şeyler ayıklayıp yiyorlar...
tanımadığım bir ot...
ama...
almak ve yemek için tanımamda gerekmiyor zaten...
herkes yiyorsa bende yerim tanışmış olurum fena mı...
ismini söylesinler yeter...
cebimde 1 lira ararken ve tam adama bu ne otu diyecekken...
esnaftan biri...
''bunu akşama bol domates acı biberle pişirelim nefis olur nefis''
dedi...
adama sordum
__ne otu bu
__ot değil nohut...
__nohut??
__tazesi ... yani taze nohut...
barbunya yada bezelye formunda bir dış kabuğun içinde ...
bir çok tane olduğu bir görüntü çizmişim demek nohuta...
ne 1 demeti...
taşıyabileceğim kadar bir kucak aldım...
yol boyunca yiye yiye eve geldim...
bir sürü gereksiz bilgiyi depolayana kadar ...
tükettiğin
bir yiyeceği gördüğünde tanımamak kötü bir duygu ...
mesela
büyük iskenderin hummadan mı
ishalden mi
dünyanın bittiği yeri görmek uğruna düzenlediği seferlerden dolayı
illallah getiren askerlerinin zehirlemesi sonucu mu -ki en güçlü olasılık-
yoksa o dönemlerde çok moda olan iç temizliğine verilen önem gereği
-aman ha ruh güzelliğiyle karışmasın-
kusmak ve toksinlerin atılması için kullandıkları zambakgillerden vızıttırı otunu...
abartması sonucu mu öldüğünü...
yoksa hayalperestlerin kendi uydurdukları senaryo gereği savaşırken meydanda mı öldüğünü...
-ki külliyen hikaye-
bilmemek kötü hissettirmiyor kendini...
de nohutu kabuğunun içindeyken tanımamak trajik...
hele...
çitlembik ağacını yaprağından tanıyıp yerini hafızaya not alıp...
meyva zamanı kuşlardan önce ağaca dalıp 1 avuç toplayıp yemek...
ardından nohutu tanımamak hayli trajikomik...
ahaha iç temizliği demişken...
büyük iskender döneminde kedi gibi ot yiyip kusarak yapılan bu detoks ...
günümüzde
büyük maranki tarafından...
insanların mabadında yer alan anüs yardımıyla rektuma bir karışım zerkedilmesiyle gerçekleşiyor...
bak böyle söyleyince iyi birşeymiş gibi durduysa bile...
kısacası...
insanların kıçına hortum sokup bir kaç litre ne idüğü belirsiz sıvının barsaklara yollanmasından ibaret...
tüm dünyada işkenceciler tarafından tarafından yaygın olarak kullanılan bu ve benzeri uygulama için...
kimilerinin aylar öncesinden sıraya girip üstüne üstlük avuç dolusu para vermesi...
aklı başında hekimlerimizi haklı olarak çıldırtıyor ...
''aklın mı yok paran mı çok''dan başlayan esprili itirazlar...
yerini
''Allahın kaz kafalısı bağırsak floran bozulacak'' uyarısına bıraksa da
dinleyen kim...
pehhh...
eve geldim...
Remziye evde...
korsiyi yatırmış yere ...
tüylerini tarıyor...
korsi mest ...
mırlaya mırlaya bir sağa dönüyor bir sola...
kafayı kaldırıp bakmadı bile bana...
feriş hoşlanmaz taranmaktan fırçayı gördüğü anda yolunu değiştirir...
peşine düşmem...
çünkü tüyleri kısadır kendi bakımını kendisi başarıyla yapar...
korsi fırçayı gördüğü anda koşarak gelir...
tararım üstelik onun mutlu olmasından mutlu olurum...
tüyleri uzundur taramakla bakımınada yardımcı olurum...
sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...
benden başka birde remziye tarar korsiyi ...
niyeti sadece ve sadece korsinin tüyleri halıya koltuğa dökülmesindir...
dürüsttür nedenini niyetini gizlemez ...
tararken konuşur söyler...
ama korsi mutludur...
burda tek önemli olan korsinin taranmaktan aldığı keyiftir...
gerisi boştur...
kimin...
kimi...
niye ve niçin taradığı tarananın aldığı keyfin yanında ihmal edilir değerdir...
eve girdiğimde...
elimdeki nohut demetini arkama sakladım...
akabinde...
feriş tepeme çıkıp demete uzanmanın yollarını aramaya başladı...
__remziye bak sana bir şey göstericem bakalım tanıyacan mı...
tanırsan söz sana tarçınlı kek yaparım...
hayır hiçbir özelliği yok yaptığım tarçınlı kekin sadece remziye çok sevdiğinden...
ona bir güzellik yapmak istediğimde bu keki yapıyorum...
bıraktı fırçayı hevesle geldi yanıma...
__tamam göster...
çıkardım demeti
__işte bunlaaaarrr bil bakalım bunlar ne...
bir demete baktı bir yüzüme...
__nohut...nerden yoldun bunları...
hani biri bir ortamda çıkar keyifle bir fıkra anlatacakken
bir diğeri çıkıp sonunu söyler ...
herhalde fıkra anlatanın yaşadığıda buna benzer bir his olmalı...
__bir dakka ya nasıl yani...öyle bi bakışta anladın mı şimdi...
üstelikde yolmadım,
tahtakalede bir adam satıyordu ondan aldım...
__tabiki tanırım...bizimkilerin köyden gönderdikleri nohutu ...
bunca zaman marketten alıp yolladıklarını mı sanıyordun...
yoksa sen şimdi buna parada mı verdin...
__''da'' sı ne demek adam getirmiş satıyor...iyilik olsun diye dağıtıyor demedim...
__kaç para
__1 lira
__neyse bari
__yani demeti 1 lira
__kaç demet varki elinde
__7
__oyyy 7 lira mı verdin buncacık şeye...tarlanın bayırın nohutunu çiçek niyetine satıyorlar sende gidip alıyor musun bunları...
__yahû abartma kucağıma sığmıyor hala buncacık diyorsun...
__dalını yaprağınıda mı yiyoruz...
içinden iki avuç ancak çıkar onların...yarım tencere bile etmez...
cık cıkladı gitti içeri
olsun
bozmadım keyfimi...
salonda oturdum yemeye devam ettim...
neden sonra geldiğinde hala ayıklayıp yiyordum...
__bari hepsini ayıklada ocağa koyayım...
__ yazık be pişmez bunlar...
__peki nolur
__yiyiyorum işte otur sende ye...
__sankim görende fasulyeyi bezelyeyide böle çiğ çiğ yiyorsun sanacak...
düz mantık diye buna derim ...
sahi niye kimse bezelyeyi eline alıp yiye yiye gezmezde nohutu yer...
leblebi'den miras mı...
döndü dolaştı yine geldi...
takıldı bikere nohutları yememe...
__kek zor geldiyse 3 sene önce dediğin gibi memlekete gel benle...
__nasıl yani...
__''ben götürürüm seni kendimde gezerim ''
dedin diye 3 senedir memlekete gitmiyorum seni bekliyorum...
__ee remziye ne alakası var şimdi nohutla
__olmaz mı...bi gelsen görecen orda nohutu,buğdayı fasulyeyi....
daha bilmediğin nice otu böceği...gitmediğin yer kalmadı bir benim memlekete düşmedi yolun...
__ufff acaip sıcaktır şimdi oralar...
__olsun alırsın makinanı kameranı bigisayarını ...
veriririm yanına iki üç çocuk gölgeden gölgeden gezersin işte bütün gün anlamazsın bile sıcağı...
__ne yani çocuk mu bakacam bir de orda...
__sen onlara bakmayacan onlar sana bakacak ...dağda yolda belde kaybolmayasın diye...
__hmmm...tarçın var mı evde...
sn:geçerken gezerken nohutlu iskender tarifi nedeniyle gelen olmuşsa özrü borç bilirim:)
ziyaret
birlikte zaman geçirmekten hoşlanmak arasında...
ince filan değil hayli kalın bir çizgi var...
hem beraber iş yapıp hemde birlikte zaman geçirmekten hoşlanmak...
tadından yenmez bir durumdur...
dostluk vardır yada oluşacaktır ...
üstelik...
bu birliktelik iş kapasitesine son derece olumlu yansıyacaktır...
şart mıdır
hayır...
zorlamayla olur mu...
eh tabiki hayır...
ekselansın uzun süredir iş yaptığı biri var...
dünle beraber toplamda 3 kere karşılaştık...
dün adamın merhabadan sonraki ilk cümlesi...
__ne zamandır söylüyordum eşinize ama olmadı bir türlü...
bizim hanımla ziyarete gelmek istiyoruz sizi bir akşam...
oldu...
ben şu...
''bizim hanım''
''bizim bey'' tanımlamalarından tırsıyorum...
sevmemekten öte hakikaten tırsmak...
yani ortada 3-5 erkek var 1 tane kadın...
ya da 3-5 kadın karşılığında 1 tane erkek...
poli poli yaşayıp gidiyorlar gibi geliyor bir anda...
kibarcıklık yapacam diye cılkı çıkmış tanımlamalardan biride bu sanırsam...
eşim,hanımın,beyim,karım,kocam,sevgilim,ayalim,refikam,hayat arkadaşım
falan filan desene şuna cancağızım...
benide dalgalandırmasana...
neyse...
toplumsal etiketimiz gereği misafirsever olduğumuzdan...
'buyrun tabi beklerim '
dedim
''eşinizden öğrenmiştim kedileriniz varmış ama olsun napalım artık
bir akşamlığına kapatırsınız onları bir yere ...
bizim hanım da ben de pek hoşlanmayız ''
dedi...
bak rüzgar bir anda nasıl tersten esmeye başladı ...
salak seden vur şimdi kafanı duvara...
halbuki adam
ilk cümlede
''size ziyarete gelmek istiyoruz''
dediğinde...
etiketi sıyırıp çöpe fırlatıp...
'ahahah niyeki türbe mi bizim ev ne ziyareti ne alaka'
deseydim...
şu son cümleyi edemeyecekti ve sinirlerim sağlam kalacaktı...
ekselansla bilahare hesaplaşırdık nasıl olsa...
hayatımın hiçbir döneminde kendimde böyle bir cüreti görmediğim
ve eğer bu bir lüksse ...
kendime bu lüksü tanımadığım için...
haliyle her seferinde duvara çarpmış gibi oluyorum...
değişiveren şartlara bakınca...
sanırsın kırmızı kıçlı mumla davetiyeler bastırdım bunlar için...
henüz ayağını basmadığı bir evin kurallarını düzenlemeye çalışıyor...
kedilerimi kapatacakmışım...
breh breh breh...
bir de durur ki benimkiler kapalı kapılar ardında...
korsi gücünü dener,feriş tırmanma becerisini...
ortak eylemleride aralıksız ulumak olur...
tamam korkuyordur,hoşlaşamıyordur bir türlü hayvan kısmısından...
anlayalım anlamasına...
da...
sanırsın 8 haneli mezrada yaşıyoruz...
toplanıp birarada olmak için alternatifimiz ya ağaç altı ya da birimizin evi...
ya hû camdan kafanı çıkarsan ...
sağlı sollu her yer lokanta, restaurant,pub,bar,cafe...
şunlardan birine takılsakda ...
kasmasak karşılıklı...
hatta ekonomi canlansa...
hıı...
olmaz mı...
biz siparişleri versek garsonda servis yapsa...
böylelikle...
evsahibi kontenjanıda çaydı börekti kekti yemekti derken...
mutfakla salon arasında heder olmasa...
her cümleyi pırçık pırçık duymak zorunda kalmasa...
kediler-köpekler çığrından çıkmasa...
ev dediğin ev halkını barındırsa...
yanısıra arkadaş /dost lara 2.adres olsa...
eh birde bu zamanda var mıdır bilmiyorum ama...
tanrı misafirlerine kale -sığınak -barınak olsa...
olmaz mı...
sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...
oluyor aslında...
mesela ben başarıyla uyguluyorum oldum olası...
geçenlerde ...
yorgun argın bizim evde 5 kişi otururken...
bir dostla aramızda geçen konuşma özettir belki...
__seden bir çay suyu koysana
__niyeki
__nasıl niye ki çay içelim...
__anladımda niye ben
__e sen evsahibisin
__cıkss
__değil misin
__aslına bakarsan hiç kimse hiç birşeyin sahibi değildir...
__ne?
__e öyle ...bak ne demiş Yunus...
''mal sahibi mülk sahibi
hani bunun ilk sahibi
mal da yalan mülk de yalan
var birazda sen oyalan''
__sen şimdi şu koltuktan kalkmamak için yunus'tan mevlana'ya
o da yetmez proudhon**a kadar gidersin
di mi...
__hı hı elbette...
__Yunus'tan okuduğun dörtlüğe ''çayı sen yap'' anlamını yüklediğininin farkındasın di mi...
__yoo seninki anlık yanılsama oolum ben genele bakıyorum sen ayrıntıda boğuluyorsun...
__tamam seden ben yapıyorum çayı...birşey istiyor musun mutfaktan...
__hı hı börekle patates salatası yapmıştım onlarıda getirsene acıktık burda...
cık cıks lamadan önce bir düşünün...
belli mi olur belkide sizin misafir dediğinize ben dost demişimdir...
ev rahatlıktır,huzurdur...
dost da rahatlık huzurdur...
ee birleştirdim işte ikisini...
mesela...
eve gelmiş biri için...
gitsede bi sırtımı yaslayıp rahat otursam diyorsan...
dikkat et misafir olabilir :)
ekselansın tanıdığına gelince...
bu misafircilik oynamak isteyen ve kedilerime takık adam eğer böyleyse...
karısıda kesin tuvalete gittiğinde çamaşır makinasının arkasını
temiz mi kirli mi diye kontrol edenlerdendir...
önyargımı seveyim...
adam bıcır bıcır birşeyler anlatırken...
bende derin derin gülümseyerek onu dinlerken...
ekselans bana dönüp...
__filiz aradı ...cepten ulaşamamış sana ...ona uğrayacakmışsın...
dedi mi
dedi...
iyi...
peki...
de
filiz kim ...
anladık
''kod adı filiz'' başlıklı bir çıkış yaratıyor ekselans...
halbusi...
-ki siz istediğiniz kadar sevmeyin ...
''halbuki''de ''k'' dan çok ''s'' ses uyumu sağlıyor-
halbusi işte tam da ekselansın bu tanıdıklarını davet edip ...
yanısıra
kedili köpekli cümle alemi çağırıp...
şenlik yapacaktık şunun şurasında...
sn:**Pierre Joseph Proudhon'un her ne kadar bazı sevimsiz fikirleri olsa da...
''sefaletin felsefesi'' kitabı güzeldir...
1809 - 1864 yılları arasında yaşamıştır...
Troçki'nin ifadesiyle "sosyalizm'in Robinson Cruose'dur''
zaman zaman robinson gibi hissetmek de güzeldir ...


