bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

dört kol çengi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dört kol çengi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

tüy



29 ekim geçti
bayram geçti
10 kasım geçti
sonra birkez daha deprem oldu
yine van da oldu
bi bakan
''van en güvenli ilimiz şu anda ,çünkü fay kırıldıı,enerji neyin boşaldı bi daa bişicikler olmaz''
dedi
bu açıklamayı yaptığına göre ,jeolog ya da jeofizikçi olduğunu sanıyordum
değilmiş van 5,6 yla sallanınca fena madara oldu...
ama önemli değil bu ülkede herşey olunuyor bir tek rezil olunmuyor...

deprem bahanesiyle 29 ekim kenara koyulmuş olsa da...
10 kasıma birşey olmadı...
trafik durdu
arabadan indik 9 u 5 geçe
yoldan geçen 2 turist, bir anda duran insanları görünce afalladı...
yürüseler mi dursalar mı...
soru sormak istiyorlar belli
ama gözgöze gelebildikleri kimse yok
herkes ileri bakıyor
eskiden yere bakmamız öğütlenmişti...
zamanla kendin buluyorsun nereye bakman gerektiğini...
hayırsever bir taksici kısaca ''Atatürk '' dedi...
ellerini kalplerinde kenetleyip anında durdular...
bunu anlamsız bulan,hafife alan,karşı duranları anlamak ,
en çok 10 kasımlarda mümkün...
düşünsene gittiğinde, bu milletin arkandan zil takıp oynayacağına eminsen...
elbet karşı durursun 73 yıl sonraki saygıya...
anca rasyonelleşiyordur kafa içi basıncı...

anneannem anlatırdı çocukmuş o zamanlar
padişah vapura konulup sürgüne giderken, halk ellerinde defler,davullar
bunu bulamayanlarsa bir değnek bir tenekeyle sahile dizilmiş...
''teneke çaldılar padişahın arkasından'' derdi anneannem...
niyeyse pek bi hayıflanmışlar sülalece...
tuzu kuruymuş herhalde bizimkilerin...
bunu resmi tarih;
''padişahın bindiği gemi ,sahilden ayrılana kadar
halk gözyaşları içinde ardından mendil salladı''
kıvamında ağdalandırarak anlatır...
peki ,tenekeyi mendil olarak algılayan zihin
bunu yazarak aktarmakta sakınca görmeyen vicdan bitti mi sanılır...
yoo
uzadı ,kısaldı ,kılık değiştirdi ama günümüze kadar taşındı...
veriyorsun parayı ,o da yazıyor...
ne mi yazıyor...
sen ne istersen onu yazıyor ,sen ne istersen onu konuşuyor...

sokaktaki can'lara bir kap su,birazcıkda yemek verirsiniz değil mi

adamın biri var
4 kol çengi mubarek
biraz kazıyınca altından google enteli çıkıyor o ayrı...
iç siyasetten ,dış siyasete
ekonomiden,insan haklarına
depremden, uzaya
magazinden,din'e
her konuda yazıyor ,her konuda konuşuyor...
bağıra bağıra
ağzından tükürükler saça saça
berbat bir diksiyon ve sefalet derecesindeki artikülesiyle...
en son gördüğümde spora el atmıştı ,bilemem şimdi neyle iştigal eder bu zat-ı muhterem...
bi de tüy dikti bu özelliklerinin üstüne
gitti evlendi...
Allahım sen nelere kadirsin
sanırsın ikiziyle evlendi...
aynı diksiyon ,aynı sefil artiküle ,
aynı içler acısı cehalete ,pardon, google entelliğine sahip biriyle evlendi
şimdi ikisi iki koldan yazıyorlar bağırıyorlar...
para aşkına...

eskiden fransada tuvaletin olmadığı dönemlerde kral ve maiyeti
sarayın içinde uygun buldukları yerlere def-i hacet eylerlermiş...
bu da genelde kapı arkaları filan olurdu herhalde...
o dönemde kaz tüyü epey önem kazanmış...
hayır cancağızım hokkaya batırıp yazmak için değil...
def-i hacet'in kuruyanlarına batırıp pencereden dışarı atmak için...
yani sefil halkın yaşama taklidi yaptığı yerlere...
tüy dikmenin aslı astarı fistanı yani...

bu ülkede her tür duygulanımı gün içersinde peşpeşe yaşayabilirsiniz
öfke,üzüntü,sevinç,kızgınlık,neşe,mutluluk,mutsuzluk
güven,korku,endişe,huzur...bu gider böyle...
bir tek şeyi yaşamazsınız...
can sıkıntısı...
hani vardır ya canı sıkılan tipler...
rahat'ın battığı...
''ayy yapacak hiçbişii yok,ayy canım çook sıkılıyor''
diyen, mızır mızır, aygın baygın
insanda, yakasından tutup silkeleme isteği uyandıran tipler...
işte öyle bi can sıkıntısı yaşamazsınız...
düşünsene gölcükten deniz otobüsüne biniyorsun ,karamürselde inmek için...
bi bakıyorsun silivridesin...
niye...
suyu bardakta gören bir sivrinin korsancılık oynaması yüzünden...
fırsat mı var can sıkıntısına...