bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

bilseydim sana böyle...




hayatınızda hiç apartman ya da site yönetim toplantısına katıldınız mı...
katıldınız ve sessiz sakin geçtiyse
olağanüstü insanlardan oluşuyordur sizin topluluk...
ama
bence feci derecede sıkıcıdır ve her an hır çıkma potansiyeli taşır içinde...

istisnaları olmakla beraber
- ki şeker gibileride var tabi içlerinde-
yöneticiliğe soyunanlar veya yöneticiliği kaptırmamak için
40 takla atanların...
ortak noktası...
ömrü hayatında hiçbir işin ,organizasyonun başına geçip yönetemese dahi...
içinde gizli ve çok güçlü bir liderlik potansiyeli taşıdığına emin olupda
bunu bir türlü hayata geçirememiş olmasından yakınanlarla...
hayatını sağa sola emirler yağdırarak geçirmişlerin ortak noktasıdır...

ilk gruptaki adamı /kadını dinlesen
o aslında cern'de proje yönetecek kapasitededir
ama kel kör talih ki
-gel gör ki talih 'i coverladım-
3 metrekare tuhafiye dükkanını uygun görmüştür ona...
temiz iştir
kokmaz bozulmaz üründür
azıcık aşım kaygısız başımdır
Allaha bin şükürdür
ama işte gel gör içerde bir yerlerde volkan faaliyetdedir...
apartman yöneticiliği bu volkanı dengede tutmak için iyidir...
gibi...

ikinci grup...
işyerinin işkolik genel müdürü...
holdingin paraya takla attıran başkanı...
okulun despot hocası
ordunun kılı kırk yaran komutanı...
bankanın müdürü...
iskinin bölge amiri
ve benzeri görevlerden emeklilerden oluşur...
emekli olmak;
şu aks'ı kırık dünyanın en keyifli ,en eğlenceli
hatta en yenilikler içerebilecek zamanı olması gerekirken...
bu sağa sola emirler yağdırmaktan beslenenler için kâbus oluyor haliyle...
eh o kâbusuda paylaşıp hafifletme gereği duyuyorlar herhaldeki yönetici filan oluyorlar...

görevdeyken herkes el pençe divan...
emekli olunca yalova kaymakamı sendromu oluşuyor bunlarda...
düşünsene ...
dün
''derhal dosyayı getir'' veya ''incele''
dediğinde
millet gözünün önünde bir anda hızlı çekime geçerken...
emekli olduğunda...
kahvaltı sofrasında gazeteleri getirmelerini buyuruyorsun...
''kalkda kendin al''
diyor ev ahalisi...
arkasından ilave edilen
''ayakların açılır hayatım hareketsiz kaldın onun için kendin al diyorum''
lafına itibar etme...
o sadece...
sen düşerken yükseklerden uçurumlara
kuyruk sokumunu halletmeyesin diye kıçının altına
uzatılmış ince bir minderdir hepsi o...
zaten bir sendrom yaşıyorsun
bir de kuyruk sokumu travmasıyla sarsılıp
intihar şekline karar verme diye...
hayır cancağızım kuyruk sokumunu eğer büker dağıtırsan değil...
tamir etmeye kalktıklarında yaşarsın o travmayı...
hiçbirşeycikler anlamayana yardım etmek baaabındaaa...
vücudunda kuyruk sokumunun yerini bul...
buldun mu
şimdi düştüğünü uçtuğunu o kısmı eğdiğini dağıttığını düşün...
düşündün mü...
heh güzel şimdi orası sana alçıya alınabilinirmiş gibi geliyor mu...
hı?
gelmiyor di mi...
güzeeel...
nasıl tedavi - tamir edildiğinide bi zahmet sen bulacaksın artık...

yani uzatılan mecaz minderimizin esbabı mucizesi budur....
kendiliğinden apartman yönetimine talip olanlarında
ekstra bir durum yoksa...
ortak noktaları bu iki uç arasında gider gelir...

yıllar önce 14 daireli bir apartmanda yaşıyordum...
semt iyiydide ...apartman huzurevi gibiydi ...
benim haricimde çalışan 2 aile daha vardı hepsi o...
gerisi emekli...
birde en altta kapıcı ve ailesi...
yönetici en sevimsiz tarafından kronik yönetici yıllardır kimseye kaptırmamış...
bazı daireler memnun ...
memnun olmayanlarda yönetici ailenin şirretliğinden tırsmış gıkını çıkarmıyor...
benim hiçbir muhabbetim yok ama herhangi bir tartışmamda yok...
arada gördükçe ''günaydın ve iyi akşamlar''
birde
ay dan aya kapıcının topladığı aidat ve kömürlü kalorifere ödenen
İstanbul şartlarına göre bile hayli yüksek
kömür parası...
kapıcı aileside en az yöneticiler kadar sevimsiz...
dedikoduya meyilli hep şikayet halinde ve fakat ne zaman geçerken
yöneticinin kapısında rastlasam elpençe divan hali...
derken...
evde kakalak çıktı...
1-2-3 derken sayıları artmaya başladı...
canım kedim peşlerine düştü 3-5 ini hallettiyse de...
3-5 gün sonra baktığımda kakalak görünce kafasını öbür tarafa çevirecek kadar bıkmıştı...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

önce doğal mücadeleyi araştırdım...
cıks
bunlar radyasyona bile dayanıyor ,fazlasıyla uyumlular...
sonra...
asitborikle ufak ufak başlayıp...
tarım ilacına kadar uzanan geniş bir mücadele yöntemi denediysem de
olmadı...
ki bu öyle kolay olmuyor...
ilaç yaptığında kedini alıp o akşam gidiyorsun evden...
köpeği olan dostlarına gidemezsin kedimde köpekte rahatsız olur...
kedisi olan dostlarına -annene gidemezsin yine karşılıklı sorun olur...
kuşu-balığı olana gidemezsin hayvancıkların vebali üstünde kalır...
hiçbirşeyi olmayana zaten gidemezsin...
çünkü hiçbirşeyi olmayan
emin ol senide kırmızı dipli mumla beklemiyordur...
evine hayatına hayvan kısmısından bir canlı dahil etmemesinin nedeni senin bir gün
kedinle misafir olma olasılığın değildir di mi...

sonra
apartman içinde cirit attıklarını birçok daire kapısının
eşiğinden girip çıktıklarını gördüğümde
bunun bireysel mücadeleyle çözülmeyeceğini anladım...

yöneticinin kapısını çaldım
'apartmanın ilaçlanması lazım benim evi böcek bastı' dediğimde...
kadın
__aaa hiç böcek yok bizde başkasındanda şikayet gelmedi...
ortalıkta yiyecek bırakıyorsanız ondan oluyordur dedi...

ee utanma birde ''bunları kendi dairenizde siz imal ediyorsunuzdur''
de tam olsun...

yöneticinin söylemek isteyipde aslında söyleyemediği kısım ise şu:
__demekki senin evinde ortalıkta yiyecek var hmmmm
__kesin hijyene dikkat etmiyorsundur hmmmm
__bak gördün mü bir sende var başkada kimsede yok apartmanda hmmm
__umarım utanmışındır yeteri kadar ,bir dahada bu konuyla gelmezsin kapıma hmmm

karaya vurmuş zihnin iç sesi böyle çalışıyor olmalı...
bende bir utanırım ki olur olmadık herşeyden değme gitsin...

arkasındaki mutfak duvarından bir kakalak çıktı o anda...
__duvara bakın işte bunlardan bahsediyorum
dedim...

baktı ve anında...
__şimdi size kapıyı açtığımda girmiş olmalı dedi...

anladım anlayacağımı uzatmadım...


1 ay sonra her yılki yıllık yönetim toplantısı yapılacaktı...
bende her zamanki gibi apartmandaki can dostuma vekalet verip katılmayacaktım...
bu can dostla aramızda 60 yıla yakın bir yaş farkı vardı...
evet doğanın kuralı onuda atlamadı ve kaybettim...
ancak
sık sık andığım
ve
'şimdi olsaydı böyle yapardı'
dediğim insanlar gibi
onuda yüreğime gömdüm...
belki başka bir zaman anlatırım ayrıntılı hakettiği gibi...

''mühür kimdeyse süleyman o'dur'' lafı geliverdi gecenin bir vakti aklıma...
gelmesiyle beraber içimdeki chucky harekete geçti...
yönetici mağdurlarını ikna ettim...
ertesi gün genel ilaçlamayı panoya astım
yönetici ve yandaşları itiraz etti...
onların evinde kakalak yokmuş eşikten girip çıkanlar mülteci kakalakmış...
kimi evinde kakalak olmadığını iddia etti
kimi astımı olduğunu söyledi
kimide eve tanımadığı kimseyi sokmadığını dolayısıyla böcek ilaçcılarını eve almayacağını...

noterden ihtar çektim...
o şaşkınlıktan yararlanıp...
belediyeden randevu aldım apartmana bildirdim...
herkesin evi ve apartmanın geneli ilaçlandı...
bizde böcek yok diyenler onlarca dana kadar böcekle nasıl yaşayabildikleri konusunda
belediyeceleri bile şaşırttı....
böcek sorunu çözüldü...

günün diyaloğu:

ekselans:
__Sedencim gel inat etme senide bizim takıma alalım artık bizden ol...
__nasıl olacak o
__çok basit benle beraber re re re ra ra ra gassaray gassaray cimbombom diye bağıracaksın ve
bizden olacaksın
__istemez...ben zaten çarşılıyım...

günün kazananı:
ben...
yılbaşı biletime yeni baktım amorti çıkmış hiç değilse 8 lirayı kaptırmadım...

günün kaybedeni:
kısa vadedekiler mi uzun vadedekiler mi 'ye karar vereyim önce...

günün menüsü:
mercimek çorbası ...ince kıyılmış kereviz yaprakları ve kıtır ekmekle servis edilecek...

günün şarkısı:
ekselans'tan başkan polat'a gitsin...
aşkın'dan
yanar döner meyva tabağı eşliğinde

''bilseydim sana böyle katlanmazdım yaaar...
şaşırdım bunu senden hiç ummazdım yar''

günün burç falı:
eksen kaymış burçlarda kaymış dolayısıyla burç murç yok artık herkes başının çaresine bakacak...

günün fıkrası:
hal-i pür melalimiz...

neee?
nolmuş...
tabloid gazete işte...
künyesine adımı yazın:)
gör bak ne biçim moda olur tez vakitte...

14 Responses to “bilseydim sana böyle...”

Adsız dedi ki...

hahahaha...
emin ol gsde de dahi iyi gönetecekler de darbe yapacaklar da vardır.. emin ol polatın son kulüp başkanlığıdır..
ve ordan oraya alıp götüren.. daha ilk satırlarda.. kavırıyla niyetini belli eden.. =P..
ve de benim en has en ayrık otum sedenciğime.. kocaman öpücükler eşliğinde..
=)

iyi bir hafta sonu dileği bırakıyorum..

atalet..
pese bir.. günün dramı.. tepkiye hasret milletimin iki ıslaığa sevinme katsayısı..

pese iki..
hüg lori alındı mı okundu mu ?? ..

Nightmarer dedi ki...

:) evlilik sonrasi..hayatimizin dört ayi haric hic apartmanda oturmadik..
onun icin bir tek görümce esinden bilirim ne menem bir seydir hala güleriz onun yöneticiligine aynen dedigin gibi:) herseyi bir o iyi biliyor ama inan basariyor da :))

o dedigin seylerle dört ayin icinde tanistim ama Allah tan 4 haneli idi ev cabuk hallettik .. de hala icim bi hos olur hatirladikca inan.. evde olduklarini inandirana kadar noterden yeminli ikna mektubu gerekmisti besir beye:)

bak ben seni kedilerinle kabul eder_d_im.. haksizlik etmiyim kendime her nekadar evde beslemeyenlerden isemde o tatli canlari.. zevk ve hosnutlukla hemde ;)

hmm demek carsilisin sen.. buda güzelmisss babacigimin sevdigi spor klubü daha ne olsun :)

burc yorumlarina hic takilamadim zaten gec onu )

sevgilerimi gönderiyorum birde gelecek olan soguk günleri :))) istemistin yaa ;)

hasret senfonileri dedi ki...

Sözüm meclisten ister içeri ister dışarı... Rest yani!!
ıı yıl oldu İstanbul'a yerleşeli 3 ev değiştirdim üçünün yöneticisi de milleti soydu soğana çevirdi ve kaçtı.. Hem de aynı metodla kaçarken tadilat adı altında eşyayı boşalttı eve tamirat soktu bu arada evi sattı (kimsenin haberi yok) ve bunu tam yaz aylarına yani temmuz/eylül arasına denk getirdi.. millet deniz kenarında hepsi ap. toplantısı için yöneticiye vekalet vermiş.. adam 24/ 26 ve 94 dairelik apartmanlarda ekseriyeti sağladığı için kendisini ibra edip görevi bırakmış ve 150 milyarla wınnnnnnnnnn!! Aklandığı için boklanan işler düzeltilemediğinden henüz taşındığım 3 ay olan evde de aynı sorunları dinlemekteyim..

kakalak dediklerine bizim orada huspe diyorlar sevgili Seden.. Bir torba dolusu huspeyi bir kadının kafasından aşapı boşaltıp(yönetici idi ankara'da) karakolluk olmuştuk!!
sevgilerimle..

Hamiyet Akan dedi ki...

Ya sen başkasın be canımcım :)
Yazılarını okuyunca anlıyorum ne kadar kelimelerini özlediğimi. Hep diyorum terapi gibisin daha ne diyeyim :)

Günün şarkısı, yemeği, fıkrası vs. bunların herbirine bayıldım bunu sık sık yapmalısın :)

Sevgiler canım.
Mutlu hafta sonları...

Sedencik dedi ki...

ATALET.....gs.de dahi dediğine göre
bir fener kokusu alıyorum gibi :)
evet hakikaten son olsun bu başkanlık artık...
bak ıslık deyip geçilmedi mali tablo çıkıyor...
lauri ye gelince
pazartesi aldım
ve sanırım önümüzdeki hafta ortası ancak başlarım...
benim cephede...
beklenmedik iki olay zincirleme bağlanınca herşeyi erteledim bu hafta...
hatta gördüğün gibi yorum cevaplarımı bile...
bendende kocaman öpücükler...
sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

NIGHTMARER.....hem apartman çilesini sadece 4 ay çek...
hem de kakalak musibetini...
valla şanslısın:)
kakalaklara inandırmak zor hakikaten...
çünkü fazla hızlılar...
hoşnutlukla bizi kabul edeceğin dursun hafızamda :)
uzaktan söylemek kolay tabi
ama
belli mi olur belki buralara taşınırsın ya da ben oralara :)
şakası bir yana biliyorum sevdiğini...
zaten
tavşanın hayvanlarla iletişimi başka nasıl açıklanır...
bak babacın doğruyu görmüş senide taraftar yapalım olmaz mı:)
bu taraflara çarşamba günü geliyormuş kar...
bekliyorum özlemle...
sevgileri aldım kocamanından...
karda yolda...
sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

HASRETSENFONİLERİ.....birde böyleleri var di mi...
neyse ki
tüm sevimsizliklerine rağmen
alacağına vereceğine titizdi bizim yöneticiler...
üzüldüm bu kadar tatsız apartman sorunuyla karşılaşmanıza...
hele taşınalı 3 ay olmuş bir yerde yeniden yaşamanıza...
ne şanssızlık...
ve
ne sıkıntılı bir durum bilirim...
kakalağın bu yazdığınız ismi ise çok ilginçmiş...
ilk defa duydum...
yıllar önce
izmirdede ilk defa uçanlarıyla karşılaşmıştım :)
umarım yüzenini görmem...
sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

HAMİYETAKAN.....sağol be canımcım:)
herzamanki sevecenliğinle...
iyi geldi bu moral...
şarkıyı,sözü,yemeği
yaparım ara sıra...
da
böylesi
fıkrayı bulmak zor olur umarım:)
sevgiyle...

ezgilimelodi dedi ki...

Bahçeli evimiz var bizim.Biz babamın inadıyla apartmanda oturamayanlardanız.Evde binlerce tadilat yapılsa da evimiz evimiz güzel evimiz diyerek yaşadık...İlerde sıkıntı yaşar mıyım bilemiyorum(İlerisi evlilik:))))
Yazılarını okumayı çok seviyorum.
Nereden anladım:Hiç kimsenin uzun yazılarını sonuna kadar okuyamıyorum:))
Bu arada resme bayıldım:)

Sedencik dedi ki...

EZGİLİMELODİ.....babanın inadını çok ama çok takdir ettim Ezgicim...
benim çocukluğum bahçeli ahşap evde geçti...
özlemle hatırlarım hep:)
ister iki odalı olsun ister 8 odalı köşk ,
insanın evinin müstakil olması başlıbaşına konfor...
bence ilerdeki evin için bunuda bi düşün :))
bende hem resmi,
hem içtenliğini ,hem güzel cümlelerini çok sevdim...
sevgiyle...

Adsız dedi ki...

sarı kırmızı akmaz kanım belki..
ama rerere rarara.. =)
cimbomluyumdur canım..

dahi değil o daha olmalıydı..
isyankar klavye.. =)...

iki de eki bir de dahi eklemiş baksana.. =)

atalet..

Sedencik dedi ki...

ATALET.....işime geldiği gibi anlamışım :))
sevgiyle...

kırlangıç dedi ki...

çok ihmal ettim değil mi?
bunca hukukumuza rağmen olmamalıydı / ama geçerli gerekçem var /
...
öncedende senin blogu hafta sonlarıma ayırırdım ve bu gün buna uydum, gelenekselliğime devam edeceğim...
...
yazı mı?
ben daha çok anlatımına bayılıyorum ve günün birinde illaki bir gazetem olacak, buna inanıyorum... :))
...
ve
emekli olmaya karar verdim, ama öyle 14 daireli evlerde oturmayı düşünmüyorum hem bu yaşta bizi kimse yöneticide seçmez ve kuyruk sokumumuz çok önemli bizim için :)
bir köy evi düşlüyorum deniz ve orman içinde,
onca yıldan sonra kendimin yöneteni olacağım şükür ve ben özellikle kakalak saklayacağım evde...
...
yıllar önce izlediğim bir dizi ya da filmde Metin Akpınar'ın kibrit kutusunda sakladığı bir kalalağı vardı / çekirgede olabilir/ ismi Abuzer'di, benim bolca Abuzer'lerim olacak ...
...
ilaveten,
dayımla yan yana bloklardayız, bahçelerimizi bir duvar ayırır ve dayım sümkülülerden nefret eder / ehlikeyif geldi aklıma nedense? :)/ bu yüzden dayım bahçesinde tek yaprak ot bırakmaz ama bizim bahçe ise balta girmemiş orman gibi, özellikle hiç bir şeye karışmıyorum aklına gelebilecek her ot mevcut ve mutlular.
hal böyle olunca sümüklülerden geçilmiyor ve sık sık sınırı aşıp dayımın bahçeye iltica ederek çileklere sığınan ep ey sümüklü var,
dayı bunları itlaf için her sabah yaklaşık bir saatlik mesai harcar.
bir gün bana "Oğlum, sen bunları özellikle mi yetiştiriyorsun?" diye sitemi Pazartesi sendromumu yenmeme sebep olmuştu...
...
sağlıkla, sevgiyle...

Sedencik dedi ki...

KIRLANGIÇ.....her zaman istediğimiz zamanı ayıramıyoruz ...
iyi niyetinle hiç yanıltmadınki beni ekranın bu tarafından...
canın sağolsun hiç takılma :)
ama
demedi deme kakalaklar konusunda doğruda değilsin:)
bak bu karınca kolonisi olsa...
koyarsın 2 lokma ekmek bir kesmeşeker yuvanın yanına...
ömrü billah taşır durur eve dağılmazlar...
fare bile olsa girse girse yemek için mutfağa girer...
salarsın 3-5 kedi eve...
kedinin kokusunu aldıklarında
zaten geldikleri yerden çıkar giderler...
bu kakalak anlatılmaz yaşanır...
bunların mutfaktan banyoya...
elektrik prizlerinden
buzdolabı içine...
çamaşır çekmecesinden kitap raflarına kadar uzanan geniş bir yaşam alanları var...
öyle yemek vereyim,
belli yerde tutayım olmuyor...
kedi,köpek,fare,çekirge hiçbirşeyden korkmuyorlar...
yani bir daha düşün:)
biliyorum o sümüklüböcek
ama
koyduğum isimle sümsüm muhabbetini...
dayında haklı hakkaten tüm yaprakları delik deşik ediyorlar...
yinede
o 1 metreyi onca zamanda gitmeleri
bir de sevimlilikleri seni haklı çıkarır :)
emeklilik hayırlı olsun da...
bu ne acele:)
sağlık ve sevgiyle...