bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

sığınakta yaşamak




Şunun şurasında ne kaldı 21 aralığa..
sonunda hep beraber öğreneceğiz mayalar çuvallamış mı haklı mıymış. 
Kimilerine göre ;aydınlanma çağına giriyormuşuz ki bu bir açıdan iyi öte açıdan kötü... 
yani bu aydınlanma herkese eşit olarak dağıtılıyorsa ,aynı tas eski hamam idare ederiz... 
yok ,aydınlığı az kullara takviye yapılıp ,gayrısı stabileteyi koruyorsa 
 -ve evet gayrısı ve stabilite mükemmel ahenge sahip iki kelimedir- 
tadından yenmez... 
ama işte işin pis tarafı zaten aydınlıklar ekstra aydınlık ikmaliyle daha da aydınlanırken 
 ve gayrısı stabiliteyi korursa sen o zaman seyreyle tantanayı. 

Kimilerine görede aydınlanma filan değilmiş kıyamet kopacakmış. 
iki noktacık kalacakmış kıyametten geriye biri türkiyeden şirince diğeri fransadan bir köy...
şimdi bu iki yer hangi senaryonun neresinde yazıyor bilmiyorum... 
niye muş ve londra değil mesela , muhtemelen sağlam bir reklam fırsatı... 
sonuçta şirincede oda bulunamıyormuş, fiyatlar onlarca katıyla çarpılmış... 
ancak nişanyan'ın haklı olarak söylediği gibi dünyada kopar mı kopmaz mı bilinmez 
ama onbinler akın ederse şirincenin kıyameti kopar zaten. 

Kimileride amerikada 21 aralığın kitabını yazmış... 
20 yıl yetecek kadar yiyecek stoklayanların yanısıra evlerinin altını 14 metre oyup 
sığınak inşaa edenlerde var... 
 yanyana 3 parselin zemin etüdünü yaptğım bir yer vardı, 
7 kat imar kesmemişti adamı hergün söyleniyordu fazla kat için başvurmadığı kurum kalmadı
en son beni kestirdi gözüne fazla iki katı nasıl çıkacağının yollarını arıyordu... 
'üstüne çıkamıyorsan altına in' diyerek dahiyane bir cevap vermiştim o adama... 
izinli midir kaçak mıdır bilmem, saunayla spor salonu yaptı oyduğu yerin dibine... 
iyi , şimdilerde sığınağa dönüştürüp para basıyordur belkide... 

hee diyelim mayalar çuvalladı... 
cern var cancağızım üzülme yeter ki... 
bak onlarda büyük hadron çarpıştırıcısını tam kapasiteyle çalıştırmak için 
21 aralığı seçmişler tarih olarak... 
 kopar mı kıyamet kopmaz mı göreceğiz... 22 aralıkta bu saatte burada :) 

insan cennetini cehennemini olduğu gibi kıyametinide kendi içinde taşıyor zaten... 
kıyamet dedikleri tepeden kafamıza inenlerle sınırlıysa, 
sığınak iyi fikir de peki tepeden inmeyipde arzın merkezinden gelirse ne olacak o sığınaklar hı ? insanoğlu olarak yaratılıştan bu yana aradığımız ölümsüzlük iksirinin yansımaları hepsi... 
yoksa niye yiyecek depolayıp yerin 14 metre altındaki sığınaklara gömelimki kendimizi... 
geçen gün benzeri bir nedenle yabanmersini aldım çarşıdan ... 
--eveet biz hergün yeriz bi numaralı antioksidanımızdırr-- 
değil elbette ,sadece hergün gazeteler ve mailler aracılığıyla yapılan 
muhteşem pazarlamanın etkisiyle aldım...
evet hoş bir aroması var da bi avuç yersen anca anlaşılır cinsinden 
sonrası tatsız tuzsuz anlamsız birşey yani hakkaten -bir-şey- 
baktım yenmeyecek kek yaptım,oda bisküvi kılıklı birşey oldu ya neyse... 

ne yaparsan ama ne yaparsan yap sistemin ve gündemin dışında kalamıyorsun... 
istediğin kadar tv seyretme,5 gazeteden 1 e düş 
 yinede hürremin sülümanın kopardığı yaygarayı öğreniyorsun... 
''cambaza bak'' eh oda var tabi 
sonra... 
sonrası zaten rahvan gidiyor... 
dizi işte sonuçta, hangi ayrıntı can sıkabilirki diye taradığımda 
hiçde söylendiği gibi ''kanuni 30 sene at sırtındaydı ama dizide harem kuşu olmuş'' 
sonucuna varmadım...
yani sorun bu olamazdı bence... 
 şehzade mustafanın aşkıyla başlıyor olsa gerek rahatsızlık...
mustafa manisanın köylülerinden bir rum kızına aşık olup haremine alıyor... 
kanuni'nin itiraz noktası 
__sen nasıl olurda hür bir kadını hareme kapatırsın,savaş ganimetin mi bu kadın, nikahda kıyamayacağına göre ailesinin yanına yolla 
oluyor... 
sonraki bölümde müslüman kadının hareme alınmayacağıda itinayla anlatıldıktan sonra... 
işte sonrası tufan zaten... 
''biz Fatihlerin torunuzyuzzz...Kanuninin soyuyuz... 
Yavuzların evladıyız'' diye bağıranları ,muhtemelen aldı bir gam keder... 
ee öylee ,''kanuninin soyuysan roksalanında soyusun-nam-ı-diğer hürrem- 
yavuzların evladıysan beti ,helga,evdoksiya,anastasyalarında evladısın''... 
''derler şimdi bize'' diye çıkmıştır sanırım bunca yaygara... 

ee birde Süleymanın sarayın bahçesindeki ağaçları karıncaların kemirdiğini görünce 
Ebussuud efendiye sorduğu soru var... 
 __dırahta ger ziyan etse karınca günah var mıdır ânı kırınca... 
 buna karşılık Ebussuud efendinin verdiği cevap... 
 __yarın Hakk'ın divanına varınca,Süleyman'dan hakkın alır karınca 
bırrr... 

sokaktaki can'lara biraz mama birazda su vermeyi unutmazsınız değil mi

dün bakkala ekmek almaya uğradığımda 
karşı apartmandan bir kadın paketlerce makarna alıyordu...
bizim bakkal gülerek bakınca makarnalara kadın bir telaş döndü
__yok valla 21 aralık için değil,evde dursun diyeydi 

ee öyledir bütün çözülmelerin yolu güçlü inkarlardan geçer zaten... 
kitlesel etkileşim adına bende birşeyler yapayım istedim... 
ne bileyim işte un alayım,yağ alayım filan 
evde baktım baktım ,neyi stoklarsam idare ederim diye 
sonunda proplan somonlu,royal canin normal 
ve kutularca gourmet gold hindili,ördekli kedi mamasında karar kıldım.

şeyh uçmaz


                                                            müritleri uçurur...

ara sıra tansiyonum düşer,yaşayanlar bilir nasıl bir deneyim olduğunu... 
kafamda bir boşluk hissi oluşur,yürürken ayağımın altına hava yastığı koyulmuş gibidir... 
içim çekilir gibi olur 
-buda nasıl bir tabirse- 
aklım başımda olmasına başımdadırda yerde miyim gökte miyim belli değildir... 
gerçekliğin zorlandığı bir tuhaf haldir... 
biraz uzanıp ayaklarımı yükseğe kaldırmak ve 1-2 şişe soda iyi gelir... 
sevimsiz bir haldir... gerçek desen ,uzaktır gerçeğe... 
rüya desen oda değil ,olsa da hayra yorulacak türü değildir... 
kimbilir belkide milletce bu haldeyizdirde ben üstüme alıyorumdur... 


hüseyin rahmi romanlarında her mahallenin olmazsa olmazı bir hizipci acuze illaki vardır... 
güzele düşmandırlar, bu sefil tipler genelde kadın,bazende erkekdir... 
-bayan filan yazsam daha mı iyiydi dersiniz- 
en çok kendi iç sefaletini paylaşmayan kadınlara düşmandırlar berbat bir tarzları vardır... 
yanına yaklaşıp fısıldar 
 ''gülfemi gördün mü evine bir adam girip çıkıyor'' 
''sanane be kadın gülfemin bekçisi misin'' cevabını verdikten sonra tez zamanda ... 
iğne kıçı dürte dürte etek,döpiyes dikerek 3 kuruş para kazanıp 
 yaşlı anacığıyla kendi boğazını anca doyuran zavallı gülfemin 
 aslında vesikalı olduğu seninde o yolun yolcusu olduğun mahalleye yayılır... 


bir başka gün başkasını çevirir... 
ensar efendinin her akşam bi 70 liği götürdüğünü söyler... 
''ee o içiyor,sarhoşluğu sana mı düşüyor'' dediyse çevrilen 
o da duyar tez zamanda kendini rakıya methiye düzenler arasında... 


pazardan zembilini yüklemiş evine giden cesim'in peşine takılır... 
malum hem zembil içi göz fotoğrafı çekecek... 
hem mahallenin son havadislerini yetiştirecek... 
''duydun mu cesim,şehriban hamileymiş ama ebe kadifeye aldırtmış'' 
zaten sabahın 6 sından akşamın 8 ine çalışmaktan imanı gevremiş cesimin canı burnundadır... 
öfkeyle söylenir... 
''sanane be birader şehribanın bekçisi misin,kocası mısın,bebeğin babası mısın öyle uygun görmüş demek '' dediyse cesim efendi 
ertesi günün 8 sütuna sürmanşeti hazırdır 
flaş flaş flaş 
''şehribanın bebeğinin babası cesimmiş'' 
dedim ya pis bir tarzları vardır... 


sokaktaki can'lara bir kap su ,birazda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...


gidip tepelemek en doğru çözümdür... 
kısa,kestirme,kolay filan değil ''doğru''çözüm... 
aslında her problemin en az iki çözümü olsa da... 
biri uzun,dolambaçlı,ama kırıp dökmeyen yolu 
diğeri kısa ,basit ama hoyrat yolu 
da işte bu acuze tabanlı kişiliklerde uzun dolambaçlı yol çıkmaz yoldur... 
çünkü; bunlarla konuşulamaz,tartışılamaz,karşı fikir savunulamaz,ikna edilemez, 
kanıtlar anlamsız bir yığındır onlar için, 
uzlaşılamaz, 
''herkesin hayatı düşüncesi kendini bağlar''düsturu 
bunlar için sülalerine sövülmesiyle eşdeğerdir... 
bunlar için doğru tektir o da sadece kendi doğrularıdır... 
gözleri vardır görmezler... 
kulakları vardır duymazlar 
dilleri vardır söylemezler... 
taşa geçer hükmün bunlara geçmez... 
sende zaten bu uğurda sabır taşı olsan çatlar heder olursun... 
işte o yüzden tepelemek doğru yoldur... 


bu acuzeler bitmedi elbette ,kakalaklar gibi dayanıklı bir tür bunlar... 
kakalaklar nasıl binlerce yıldır değişime uğramadan günümüze kadar gelmeyi başardıysa... 
bunlarda başardı... 
sadece mahalle bitti çoğu yerde , 
o yüzden artık sitelerde,konutlarda,plazalarda,lojmanlarda,
yalılarda,kaşanelerde ikamet ediyorlar...
hareketleri büyüktür bunların, nasıl desem, tiyatro sahnesindeki gibi... 
ancak, tiyatro sahnesinde zaten hareket büyük olmalıdır...
çünkü kriter ,salonun en arka sırasında oturan seyircidir,ona ulaşmaktır... 
da işte o hareketleri ,söylemleri tiyatro sahnesinde yapmakla, 
tiyatronun kapısının önünde yapmak arasında kapanamaz bir fark vardır... 
birinde ayakta alkışlanırsın...
diğerinde diazemle başlar sürecin... 


yaşadığım bu toprağı güzel bir kadına benzetirim hep... 
güzelliğinin başına dert ,ayağına pranga olduğu kadına... 
herkesler ona meftunken ,onunsa ufukta ehl-i namus ,
yakışıklı bir beyle izdivaç tesis eyleyemeden göçüp gitmesi mukadder gözükürken... 
-ki ben hüseyin rahmiyi anmak adına bu dili kullanırken- 
birde bakarsın o güzel kadın nursuz,pirsiz,hoyratın biriyle düğün dernek kurmuş gitmiş... 
hayır canım ,nursuz pirsizin içindeki nuru gördüğünden değil... 
ne kadar aklı başında,eli yüzü düzgün,onurlu,gururlu,kalemli kitaplı adam varsa ,
güzelliğinden gözleri kamaşıp ,yanına varıpda derdini diyemediğinden, 
alacaklarını kurguladıkları red cevabını sindiremeyeceklerinden,cesaretsizliklerinden uzak dururken... 
bu nursuz pirsiz sefil tayfasındada ne karşıdaki güzelliği değerlendirebilecek estetik duygusu 
ne de had olduğundan kapıdan kovulsalar bacadan girmeyi iyi bildiklerinden , 
ciğerci kedisi misali dolanırlar kadının peşinde... 
garibim kadının kurduğu düğün dernekde ,
o makus talihini yenmeye çalışmasının en hazin,en hastalıklı ve en berbat sonucudur... 


ilk hangi atamız söylediyse o sözü 
''güzelin şansı olmaz''diye muhtemelen benzeri bir olay üzerine söylemiştir... 
devam edelim bakalım teletabilerin spastisitesi içinde sallanmaya... 
daha ne kadar sallanacaksak...