bu sitedeki yazılarımın....kopyalanması,çoğaltılması,yayınlanması 5846 ya göre yasaktır...

sevgi yolları



olmazsa olmazımız kırmızı kalpler yine başrolde...
ve elbette pırlantamızz
birde gülümüzz
şampanyamızz
şimdilerde en büyük sorunumuz
gülle pırlanta şampanya şişesinin içinden mi binnnk diye çıkmalı...
yoksa
pırlanta gülün içinden mi çıkmalı...
evet evet ayrıntılı düşünülmesi ve üstünde emek harcanması gereken bir konu bu...
yok hakkaten kutlama tadını kaçırmak filan değil amacım...
sadece
''balıkçıya mı gitsek makarnacıya mı''
sorusunda bile uzlaşamayan ve her kafadan bir ses üreten insanların...
sevgililer gününde tek ses tek yüreğe yakın bir ortak ruhla hareket edebilmelerinin
sırrını formülünü arıyorum...
bunu keşfettiğim anda herşey kolaylaşacak...

sokakta
kucağında gül değil mimoza
elinde şampanya değil tekila,
paketinde pırlanta değil tablo
taşıyan birini görsem heykelini dikeceğim herhalde...

geçen yılın pırlanta reklamları '' o bu kadarcık bişiye layık değelmiii''
tadındaydı...
bu yıl değişmiş biraz...
''kararmış,eskimiş altınlarınızı getirin onun yerine
size yepyeni pırıl pırıl pırlanta takı verelim''
cinliğinde...
reklam varsa birde hedef kitle vardır di mi...
göle olta sallamıyorlardır heralde...

çünkü...
eski altın dediğin, atadan neneden kalmıştır antikadır hatıradır...
atılmaz,satılmaz ,verilmez...
yook kastedilen tırtıklanmış,kopmuş,ezilmiş ,büzülmüş
ya da
8-14-18 ayar altınsa
o da zaten zenginde bulunmaz...
demek ki hedef kitle orta hal ve altı ve hatta altının da altı...
heh işte bunu bulduktan sonra...
aslında demek istedikleride şu olsa gerek...

''bak arkadaşım sen şimdi
bu çocuğun eski künyesi, bu düğünden kalan tel bilezikler...
bu da hediye çeyrekler diyip zor zaman ,dar zaman bıdıbıdısıyla saklıyorsun ya...
saklama ...
nasıl olsa yemeyi bilmiyorsun getir bana...
ben değerlendiririm''

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

ortalamayı alalım gr ı 55 ten 100 gr. altını verdik...
5500 liraya pırlanta yüzüğümüzü aldık...
heh şimdi o 5500 liraya aldığımız yüzüğü yan dükkandaki pırlantacıda satmak isteyelim...
bakalım kaç lira verecek...
noldu senin 5500 lira...
inek yedi di mi
inek de dağa kaçtı
dağda garanti yanıp bitip kül olmuştur...

pırlanta takının satışta değerinin olması için...
karatından ,tek çalışma olmasına...
yapan ustanın ismine kadar bir çok kriteri var...
hani...
bu kredi kartına 99 lira taksitle alınanları...
eğer bir gün satmak isterseniz diye şeyettiydim...

zaten kararmış altın saçmalığınıda bu reklamlarla öğrendim...
gümüş oksitlenir...
kullanılmadıkça kararma yapar...
kullandıkça açılır...
altın ayarı düzgünse kolay kararmaz...
o kararma gibi duranda kullanılmaktan kaynaklanan matlık ve girintilerdeki siyahlıktır......
ikisi içinde çözümü basit...
1 kaşık deterjan bir tutam karbonatla kaynat...
durula...
varsa güderiyle yoksa pazenle parlat...
geçiciymiş di mi kararma...

hee birde işin romantizm açılımı vardı di mi...
sevimli romantik
kabuledilesi birşey...
ama
o da şöyle bişey...
sevgili nişanlı koca ilk üç yılda herhangi bir zaman diliminde
aldı aldı
almadı
3. yıldan sonra alma potansiyeli
düşer düşer ve düşer...
alınmazsa sorun yok
da
ya
15-25-35.evlilik yıldönümünde filan bir pırlanta yüzükle ,setle çıkagelirse...
gerilim müziği koysaydım keşke bu noktaya...

tamam...
''ne güzel iyiydik böyle pırlanta konusuyla'' diyenler burdan devam etsin...
demeyenlere herkese hepimize mutlu ve kutlu olsun...

gidenler kalanlar





kütüphanemde yıllardır bir şiir asılıdır
Nazım'ın ''vasiyet''i
yeri bile değişmeden durur öyle orda ...
başta ekselans ve bir iki dost oldum olası uyuz olmuşlardır bu şiirin orta yerde asılı olmasına...
''yahu Sedencim onca güzel şiiri var Nazımın onlardan birini koy
olmadı başka birinin şiirini koy
kaldır şunu için daralmıyor mu''

hep güldüm geçiştirdim...
işin doğrusu
bırak içimin daralmasını her okuduğumda içim ferahlıyor...
yıllar yılları kovaladı...
ekselansda dostlarda bir şekilde ilk kayıplarını yaşadılar...
bir kaç kere odamda bu şiiri okurlarken gördüm onları...
artık ne itiraz var
ne başka birşey...
Nazım'ın hangi duyguyla yazdığını biliyoruz...
benim yüklediğim anlam biraz daha farklıdır...
şiir yüklenen anlamlarla dahada zenginleşmez mi...
katıldığım veya duyduğum her cenaze töreniyle anlamı katlandı bu şiirin...

15 gün önce sabah büyükpatronun kedisi babyyi kaybettiğimiz haberi geldi...
5-6 dakika sonra bir akrabamı kaybettiğim haberi...
2 kayıpla başlanan gün ve sonraları nasıl olursa öyle geçti...
babyciğin 12 yıllık yaşamında gelişide yaşadıklarıda yaşattıklarıda ilginçtir...
başka bir yazıda anlatırım fotoğraflarıyla...
ama
törenlerde ilginçtir...

cami avlusunda başlar herşey...
__aaa mihribanlar yok mu niyekinee dargınlar mıymış
__karısı hiç ağlamıyor ...öyleee buz gibi duruyor niyeee
__bak bak bak full makyaj kıyafet cıks cıks birde makyajı saklamak içinde gözlük takmış...
__şunun haline baksana o gözlüğün arkasında kesin gözlerinin içi gülüyor...
__abi çıkışta iki kadeh bişey içip şu bizim kızın iş meselesini konuşsak...

mezarlıkta devam eder...
__şu kocasının yanında duran kadın kim çokda yakın gibiler hayırdır daha ilk günden...
__daha iyi bi yer bulamamışlar mı gömecek battı ayakkabılarım...
__intihar etmiş diyorlar doğru mu sen emin misin trafik kazası olduğuna...

devir hatminde noktalanır...
__çayla börek dağıttılar bari bi tavuk-pilav -ayran yapsalardı
__tavukla pilav dağıtmışlar ...köyde yaşıyoruz sanki ...
insan bir sofra donatır onca catering şirketi var...
__o ne kardeşim ya catering şirketiyle anlaşmışlar yemekler filan ...
bi kuş sütü eksik ...şarap serviside yapsalardı bari...
televizyonda yabancı filmleri izleye izleye ordan öğrenmişler bunları...
bizde ölü çıkan evde 7 gün ocak yanmaz...
komşudan ne gelirse onu yerdi ahali bu uymaca adetlerde nerden çıktı tövbe tövbee...

bunlar; duyduğunuz veya duymanız muhtemel cümlelerdir...
böyle zamanlarda...
tüm iyiniyetimiz ise tek bir soruya indirgenmiş durumdadır:

imam sorar...
__eyy cemaati müslimin merhumu/merhumeyi nasıl bilirdiniz?
tek yürek cevap gelir
__iyi bilirdikkk
bu ''iyiii bilirdiiik''çilerin arasında yoldan geçerken tesadüfen katılmışlarda vardır biliyorsunuz di mi...
bir daha sorar imam
__hakkınızı helal ediyor musunuz...
yine hep bir ağızdan tek yürek cevap gelir
''helal olsunnnnnn''

kimse çıkıp demez
''ne helali be ölen herif madrabazın tekiydi
mahallede dolandırmadığı insan kalmadı benimde 5000 liramı iç etmişti...
bu dünyada alamadık...
bari...
ben oraya gidene kadar beklesin tek ayak üstünde beni...
etmiyorum helal melal''
demez....
niye?
çünkü tam o noktada din değil gelenek görenek girer devreye...

şu cami avlusunda başlayıp devam eden konuşmalar sefaleti...
imamın sorusuna verdikleri cevapla
çakma asalete döner...
işte bazen böyle sefaletle asalet arasıda bir tık mesafeye düşer...
kimi kandırmaya çalıştığımızsa meçhuldur...
yukardakini kandıracak halimiz yok
herhalde zorumuz imamla olmalı...
kimbilir bir çatlak ses ''helal etmiyorum'' derse ya da susarsa ...
imamın cenazeyi ortada bırakıp kaçacağı mı düşünülüyor nedir...
sesli soru
ama...
sessiz cevap
daha mı iyi ne...
hiç değilse ikrar- ı yalana geçit verilmezdi...

hakkını helal edersin ya da etmezsin...
iyi anarsın ya da kötü anarsın...
ancak
sen hayatta konuşup durursun ve o artık cevap hakkını kullanamaz...
çünkü artık şartlar eşit değildir...

sokaktaki can'lara bir kap su birazcıkda yemek vermeyi unutmazsınız değil mi...

ekran yüzü olarak çok sıcak bulduğum defne.j.f.'ın ölümü...
''şimdi cennette meleklerle dans ediyor''dan
''su testisi su yolunda kırıldı'' ya kadar uzanan yelpazede yoruldu...
turnusol kağıdı oldu...
kim kocaman yürekliymiş
kim feci güdükmüş anlaşılmış oldu...

''testide suyun yoluda sana .......'' diye ekseni kaymış tepkilerde oldu haliyle...
bense en çok bu yazıya şaşıranlara şaşırdım...
hayır yani ne bekliyordunuz...
h.uluç oldum olası ismiyle müsemma davranmıyor muyduda bunca şaşırdı insanlar...
buram buram sevgisizliği ,
hıncı,öfkesi net değil mi...
bu şaşıranları yanıltan ne oldu ki
ortaköyde filan attığı tuhaf kahkahalarını,coşkulu tanışma hallerini mi sevgi sandınız...
sevgi sessizdir,bağırmaz çığlık çığlığa...
bağırdığında da duyman için gönlündeki gözün yanına eklenmiş gönül kulağı gerekir...
yoksa 14 şubat yazıları yazıyor diye mi sevgi adamı sanmıştınız...
ya da...
türkçeye ''tavuk suyuna çorba'' adı altında giren kitaplardan sağılan sevgiyle
sevgi böcüğü olduğunu mu düşünmüştünüz...
meğer zamanında ne doğru söylermiş büyükler di mi...
''şan,şeref,namus,ahlak,sevgi'den sık bahsedene dikkatli yaklaş çocuğum...
ola ki olmayanlarıdır dillerinde yer eden''
derken...
diyelim bunları görmedi bu şaşıranlar...
yahu bu adamın bundan birkaç yıl önce köşesinden mahalle mahalle adres gösterip...
sokak köpeklerinin itlafına destek verdiğini...
zıvanadan çıktığımızı...
gündüz gece nöbet tuttuğumuzu...
mailleri kavgaları küfürleri de mi unuttunuz...
ezcümle...
ne bekliyordunuz...

giden gitmiş rahat uyusun yerinde...
ama
nedir bu boğuntuya getirme telaşı...
kalana niye bakılmıyor...
bu kadın nerde öldü...
altan sülalesinden 3.kuşağın evinde...
yani h.uluçun ''kerata''diye tanımladığı kuzeninin evinde...
komşunun bahçesinden elma çalan 5 yaşındaki çocuk ya o yüzden ''kerata''herhalde...
niyesi,niçini ,nasılı yok...
komşunun, akrabanın,arkadaşının ,sunucunun
ilişki dinamiğine takılana kadar...
herkes kendi dinamiğine sahip çıksa mutluluk az biraz daha yakına gelirdi...

üstelik...
mecbur mu herkes bu ünlü kuzenin açıklamalarına inanmaya...
tamam...
-suçu kanıtlanana kadar her birey masumdur-
da...
sorsan
''7 haneli mezrada niçin uçakların ineceği havaalanı olmadığı''
konusunda yaygara koparan bu kanaat önderi sülalenin 3.kuşağı genel yayın yönetmeninin...
istanbulun göbeğinde elini çarpsan hastaneye değdiği bir bölgesini
7 haneli mezra gibi algılamasıda fazla tuhaf...
apartmanın kapıcısına gidip yardım istese...
-yol -iz bilen biridir nasıl olsa kapıcı...eğer salak olsa kapıcılık yapamazdı di mi-
ambulansından dr.una kadar herşeyi bulurdu...
korkmuş muş...
duyulsun istememiş miş...
iyi
ne mene bir garabetse bu olay...
bu kanaat önderinin cebinde kayıtlı 3-5 dr. kankası,
sağlıkçı dostu sırdaşı,nazının sözünün geçtiği bir özel hastane de yokmuş demek...

nasıl olsa herkesin çıkardığı sonuç farklı oldu ve olacaktır...
bende kalan tortu ise
bırak evi barkı vs.yi
kendi arabanla yola çıkarken dahi yanına oturacak insanı iyi seçecekmişsin demek...


günün şiiri:

Pir Sultan Abdal'dan ...


Kadir Mevlâm Senden Bir Dileğim Var,
Beni Muhannete Muhtaç Eyleme.
Yedi Deryalara Gark Eyle Beni,
Yine Muhannete Muhtaç Eyleme.
Muhannetin Suyu Dolayı Akar,
Değdiği Yerleri Od Olur Yakar.
Eyilik Etmeden Başına Kakar,
Yine Muhannete Muhtaç Eyleme.
Muhannetin Sözü Pareli Oktur,
Lûtfuna Kerem Et İhsanı Çoktur.
Sağ Elin Sol Ele Faydası Yoktur,
Yine Muhannete Muhtaç Eyleme...
Ben Dertli’yim Hak Ayırsın İsimi,
Kaygılara Saldım Garip Basımı.
Varsın Kurtlar, Kuşlar Yesin Leşimi,
Yine Muhannete Muhtaç Eyleme...